Artvin, Ayder Gezisi

Uzun zamandır gitmeyi hayal ettiğim bir yere sonunda gittim. Aslında Doğu Karadeniz sezonu için yaz ayları derler ama açıkçası ben doğanın doğuşuna tanıklık ettiğim Nisan-Mayıs döneminde Karadeniz’e aşık oldum. Daha önce birçok kez Trabzon’a gitmiştim aslında ama bu sefer rotayı biraz daha Doğu’ya çevirdim. İlkokul çağlarında ailem ile gittiğim ve pek hatırlamadığım Artvin ve Rize’yi hedef aldım bu sefer. Artvin, Ayder gezisi demek daha doğru aslında buna. Bu bölge için isterseniz Hopa’ya uçabilirsiniz. İsterseniz Trabzon’dan araba kiralamayı tercih edebilirsiniz. Ben Trabzon rotasını tercih ettim. Araba ile çok kolay bir rota olduğunu söyleyebilirim. Yalnız özellikle güzel bir Artvin turu yapmak istiyorsanız, bir 4×4 araca ve onu çok iyi kullanacak bir şofore ihtiyacınız olacak. Yollar dik ve virajlı, biraz korkutucu. Alternatif olarak tur şirketlerini de araştırabilirsiniz. Ben genel olarak turla bir yere gitmeye pek hevesli olmadığım için açıkçası araç kiralama ve iyi şofor opsiyonu daha cazip geldi 🙂 Şoför derken yanlış anlaşılma olmasın şoför tutmadık, hali hazırda yakınen tanıyıp pek çok sevdiğim bir insandır kendisi :))

Nereden başlamalıyım bilemiyorum ama bu rotayı seçiyorsanız bilmeniz gereken ilk şey, konfor talebinizi şöyle kenara bir yere bırakmanız gerektiği gerçeği. Öyle efendim odada saç kurutma makinesi var mı, terlik var mı vs vs gibi soruları bir unutun, ne buluyorsanız onunla yetinin. 🙂 Karadeniz’in doğasının tadını çıkarırken Karadeniz insanının yaşadığı zorluklarla nasıl başa çıktığına da tanıklık edin, hatta o zorlukların bir kısmını deneyimleyin. 

Bu gezi ile ilgili bilmeniz gereken bir diğer konu da hayatınız boyunca görmediğiniz kadar çok yeşil göreceğiniz gerçeği. Bakın bu bir iddiadır ama  kendi adıma ben 36 yaşımın toplamında gördüğümden daha fazla yeşili burada 4 günde gördüm, çok net. 

Artvin’de ağırlıklı Gürcüler ve Lazlar yaşıyor. Bazı ilçelerde Gürcüce, bazılarında ise Lazca konuşuluyor. Lazca dediğim o bildiğiniz laz şivesi değil tabii, bildiğiniz bambaşka bir dil. Hemen herkes çok yardımcı, turist olduğunuzu anlayınca size yardımcı oluyorlar. Tabii yardım alabilmeniz için önce dağın başında birini görmeniz gerekiyor, çünkü genelde burada yaylalar arasında yapacağınız geziler dağ tepe tırmanarak geçiyor 🙂 Yamaçlarda tepede tek tek evler görüyorsunuz, işte Karadeniz insanı öyle tepelerde yaşıyor. Bütün bu yaşadıkları zorluklar hayatla mücadele etme konusunda geliştiriyor onları,  bir zaman sonra kanlarına işliyor muhtemelen bu duygu. O yüzden Karadeniz insanı heyecanlı, tezcanlı 🙂

Ben bir hata yapıp 3 gece boyunca Maçahel’de konaklama ayarlamışım. Size önerim Maçahel’de kesin bir gece geçirmeniz, ancak Artvin’i layıkıyla görebilmek için diğer konaklamaları Şavşat ya da Borçka’da yapmanız. Zira Maçahel’e gidip gelmek bile zaten bir hayli uzun bir yolculuk. Maçahel Gürcistan sınırında bir dağ köyü. Ben orada Sevda Hanım’ın pansiyonunda kaldım, İremit pansiyon. Bu küçük butik işletme size her gün elleri ile yaptıkları kahvaltı ve akşam yemeklerini sunacak. Öyle ki kahvaltıda yediğiniz peynirden, kaymağa, reçele her şey ev yapımı… Artvin gezinizin bir gecesini kesinlikle İremit pansiyonda geçirip, aşağıdaki gibi bir manzarada güne merhaba demenizi öneririm. Maçahel’de Maral şelalesine gidebilir, çevre köyleri gezebilir ve tarihi tahta camii ziyaret edebilirsiniz.

Artvin’i birkaç güne bölmek isterseniz, bir günü Borçka tarafına, bir günü Şavşat tarafına, bir günü de Artvin merkeze bölmeniz mümkün. Artvin’de 2 tane Karagöl bulunuyor, biri Borçka’da, biri Şavşat’ta. Bence Şavşattaki daha etkileyici ancak Borçka’nın yolu daha kolay. Ben sabahtan yola çıkıp önce Mençuna Şelalesine, ardından da Borçka Karagöl’e gittim. Yeşilin suya yansımasının ne kadar güzel olduğunu burada net olarak görebiliyorsunuz.

Mençuna Şelalesi

Borçka Karagöl

Bu bölgede ilçeler arası yollar 1 saat gibi sürebiliyor, çünkü genelde dağ başında virajlı yollardan gitmek durumunda oluyorsunuz. Ama bu yollar inanılmaz güzel manzaralara ev sahipliği yapıyor. Tabii bir de hemen her yerde karşınıza keçiler, inekler çıkıyor. Doğanın bu kadar içinde olmak muhteşem. Önerim yollarda bir yere yetişmeye çalışmak yerine, yolun kendisinin tadını çıkarın (bu güzel bir hayat felsefesi de oldu aslında 🙂 ) Ne bileyim arada durun bir çay için, 2 resim çektirin, bir çeşmeden su için, yolun yanındaki ağaçlardan meyve yiyin vs vs

Şavşat Karagöl Artvin’de kesin görmeniz gereken diğer yer. Yol üzerinde Dolishane kilisesine de uğrayabilirsiniz. Bu Karagöl’de yeşil daha bir yeşil sanki. Kuş sesleri ile kurbağa sesleri birbirine karışmış, balıklar gölde süzülüyor. Manzara gerçekten inanılmaz. Semaverde çayınızı yudumlayıp kendinizi manzaraya bırakın derim. Karagöl’den dönerken Agara Saklıbahçe’de güzel bir alabalık yemenizde fayda var. Ben alabalık pek sevmem normalde ama burada yediğim baharatlı alabalık gerçekten güzeldi.

Artvin merkezde Kafkasör yaylası ve Hatile vadisi görülmesi gereken yerler. Kafkasör yaylasına gitmişken Doğa restaurantta güzel etin tadına varın derim. Hatile vadisinde ise (ben tam yapamasam da) cam terasta şöyle bir yürüyüp uçurumun üzerinde yürüyor hissine kapılabilirsiniz. Yalnız ara ara tekrar tekrar belirmek isterim, yollar biraz korkutucu olabiliyor. 🙂

3 gün Artvin’in tadını çıkardıktan sonra benim son durağım Rize Ayder yaylası oldu. Ancak son durağa geçmeden bir ara durağa da uğradım ve Hopa’da Kazım Koyuncu’nun anıt mezarını ziyaret ettim. Kendisi Artvin’in küçücük bir köyünde, Yeşilyurt’ta doğmuş, mezarı da orada. O küçücük köyde doğmuş ve çağının ötesinde işler yapmış, güzel bir insan Kazım Koyuncu… Işıklar içinde uyusun.

Gelelim Ayder’e, aradığınız yeşil ise burada da yeşile doyacağınız kesin. Fakat burası Artvin’e göre daha turistik. Tercih meselesi tabi ki daha kalabalık yerleri seven biriyseniz burayı daha çok beğeneceksiniz. Ayder yaylası Rize Çamlıhemşin’de. Adı yayla ama aslında Rize’deki birçok yaylaya Ayder’den çıkacaksınız. Yani aslında Ayder biraz aşağıda kalıyor. Herkesin önerdiği yayla meşhur Gito yaylası, tabii bu yayla havasını yazın almak daha büyük bir keyif olacaktır. Ben Rize’de Zil Kale, Palovit Şelalesi ve Elevit yaylasına gittim. Zil kale doğanın ortasında tepede konuşlanmış görkemli bir kale. Buranın manzarası gerçekten inanılmaz. Palovit’te ise şelalenin döküldüğü yerdeki muhteşem gökkuşaüı görüntüsü gerçekten çok görkemli.

Zil Kale

 

Palovit Şelalesi

Elevit Yaylası

Aynı yol üzerinden devam ettiğiniz Elevit yaylası ben gittiğimde henüz sezon olmadığı için tenha ve sakindi ama yazın çok keyifli olacağı kesin. Yaylalara çıkarken geçeceğiniz yollar büyüleyici. Bir yanda kar, bir yanda çiçekler açmış, sular gürül gürül akıyor, kar olan yerlerde ağaçlar henüz yapraksız, karın eriyip suya dönüştüğü yerler yemyeşil olmuş… Baharı yaşamak, doğanın uyanışı, suyun büyüsü siz bu filmin adını ne koyarsınız bilemedim ama filmin bendeki IMDB puanı oldukça yüksek… 🙂

Bu arada ben Ayder’de Bukla Oberj otelde kaldım. Daha önce dediğim gibi yanlışlıkla 3 geceyi de Maçahel’de ayarlamıştım aslında ama Maçahel’deki pansiyon sahibimiz Sevha Hanım’a durumu anlatıp yollarda helak olduğumuzu söyleyince kendisi direk siz gidin Ayder’de kalın dedi. Kendisini mağdur etmek istemediğimizi iletince de “Benim rızkımda varsa, sizin boşalttığınız odaya başkası gelir zaten” dedi. Gerçekten dünyada hala böyle insanlar da var, ne güzel…

Yazımın sonunda bir de güzel Karadeniz yemeklerinden örnekler vereyim. Bulabilirseniz etli yoksa yalancı karalahana sarması, karalahana yemeği / çorbası , muhlama, laz böreği, kurufasulye, turşu kavurması, mısır ekmeği yemeden dönmeyin diyeceklerim.

Doğu Karadeniz’e gidin, hem böyle insanlarla tanışmak, hem muhteşem bir doğayı görmek, hem güzel yemekler yemek, hem de ömürlük bir deneyim yaşamak için…

Keyifli geziler…

 

 

Related Images

Leave a Comment