FAS – Fes, Merzouga, Marakeş Gezisi

Kurban Bayram tatili için seçimim Fas oldu, biraz Endülüs izlerini görmek, biraz da bu otantik ülkeyi solumak içindi aslında bu karar. Nitekim aradığım iki şeyi de buldum. Yalnız gitmeden önce bilmeniz gereken bazı şeyler var 🙂 Yani ben çok titizimdir, öyle her yerde yiyemem, hemen midem bulanır, pisliğe dayanamam vs diyenlerdenseniz sizin yeriniz Fas değil 🙂 Keyifli bir Fas gezisi için bunlara biraz dayanmalı ve onların yaşam tarzını anlamaya çalışmalısınız.

Bence gidilen her yer bir deneyim, bu yüzden sürekli kötü yönlerini görüp söylenmek yerine anlamayı tercih etmekte ve anın tadını çıkarmakta fayda var. Bu nedenle, yazının bundan sonrasında ülkenin pisliği ile ilgili bir şey göremeyeceksiniz 🙂

İstanbul’dan Fas Kazablanka’ya THY’nin direk uçuşları var. Kazablanka isim olarak en popüler şehirlerden biri olmakla birlikte gezilecek pek bir yeri olmadığı için (II. Hasan Camii dışında) ben orayı sadece gidiş-gelişte kullandım. Şehri hiç gezmedim. Burası daha çok sanayi şehri olarak kabul ediliyor. Siz isterseniz en azından II. Hasan Camii’ni görebilirsiniz.

Ben Kazablanka’ya indikten hemen sonra önceden organize ettiğim araç ile Fes’e geçtim. Fas’ta şehirlerarası mesafeler oldukça uzun, bu nedenle birkaç şehir gezmek istiyorsanız araç kiralamanızda, ya da şoförlü araç hizmeti almanızda fayda var.

Fas’ta Arapça ve Fransızca konuşuluyor, ülke uzun yıllar Fransız sömürgesi olduğu için ülkedeki Fransız esintisini hemen her yerde hissetmeniz mümkün. 1956’da V. Muhammed döneminde Fas bağımsızlığına ulaşmış. Bu nedenle V. Muhammed’in ülke için önemi büyük. 

Benim ilk durağım olan Fes, Kazablanka’nın Kuzeydoğusunda bulunan küçük otantik bir şehir. Burada özellikle eski şehirde gezerek zaman geçireceksiniz. Daracık sokaklar ve çarşılarda dolanırken kendinizi başka bir dünyada hissetme olasılığınız oldukça fazla. Kumaşcılar, bakırcılar, dericiler gibi birçok çarşı görmeniz gerekenler arasında. Benim en çok etkilendiğim ise dericiler bölümüydü.  Gayet ilkel yöntemlerle şehrin merkezinde deri temizleme ve boyama işlemi yapıyorlar. Deri boyama terası (Chouara Tannery) enteresan bir görüntü olmakla birlikte, koku gerçekten dayanılmaz boyuttaydı. Hatta dericilerin oraya girerken burnumuza taze nane sokmamızı önerdiler, bu bir nebze olsun kokuyu hissetmememi sağlasa da tamamen yok ettiğini söylemem maalesef mümkün değil.

Şehirde 17. yy’da yapılmış iki tane kale var, kaleler eski şehrin hemen iki yanında bulunuyor. Eski şehir, merkezden başlayarak gitgide yayılmış. Bunu şehrin içinde gezerken sürekli geçtiğiniz kapılardan anlayacaksınız. Kapılardan geçtikçe şehrin biraz daha eski bölgesine doğru ilerlediğinizi göreceksiniz. 

Fes diğer şehirlerden farklı olarak müslümanlık adına çok önemli. Hz Muhammed’in soyundan geldiğine inanılan Molla İdris, Müslümanlığı bu bölgeye getirmiş. Bu nedenle şehrin kutsal bir yanı olduğuna da inanıyorlar, her yıl haziran ayında şehirde Sufi Festivali de yapılıyormuş. Bölgede zamanında Museviler de yaşıyormuş, Musevi ve Müslüman mahallerini birbirinden ayırmak oldukça kolay. Evlerin balkonları ve pencereleri dışarı açılıyorsa Musevi evleri, iç taraftaki avlulara açılıyorsa Müslüman evleri olduklarını söylemek mümkün. 

Dünyanın ilk üniversitesi olan Keyruvan Üniversitesi de burada bulunuyor (859), ancak Avrupalılar ilk üniversitenin Bologna Üniversitesi olduğunu kabul ediyorlar. (1088)

Fes sonrasında tatilin bence en güzel zamanı başlıyor, Sahra Çölü. Bunun için en çok önerilen bölge Merzouga. Merzouga, Fes’in güneydoğusunda bulunuyor. Burada çöl yakınına konuşlanmış otellerden birine gidip çöl turu istediğinizi iletmeniz yeterli. Otelden akşamüstü hareketle develer üzerinde yaklaşık 45 dk’lık bir yolculuk yapıp gece konaklayacağınız bedevi çadırlarının olduğu kampa ulaşıyorsunuz. Ve evet geceleme çöl ortasında ve bedevi çadırlarında. Eylül ayı başında çölde gece hava oldukça güzel, yalnız çadırın içi için aynı şeyi söylemek mümkün değil. (35 derece civarında) Bu nedenle tercihe göre çadır yerine çadırın dışında göğün direk altında da yatabilirsiniz. Evet her bir yeriniz kuma bulanıyor ama bu deneyimi de bir daha başka nerede yaşayacaksınız zaten 🙂

Çölle ilgili ilk anlatacağım şey develer tabi ki, yani deveye binmek öyle çok da kolay değilmiş 🙂 Kalkması, oturması bir dert. Bir de bizim develer azcık huysuz çıktı. Biri birini tekmeler, öbürü diğerini ısırır derken bir ara önde bir bedevi olmadan deve ile biraz yol almak durumunda kaldık, takdir edersiniz ki pek de keyifli değildi o kısmı 🙂 Zira hayvan nereye isterse oraya gidiyor, sizin olayda pek bir etkiniz yok. Neyse yanınızda bir bedevi varsa çok sıkıntı değil, gözünüz korkmasın yani 🙂

Çölde günbatımı ve gündoğumunu izlemek ve uçsuz bucaksız kumda gezinmek tabi ki inanılmaz. Bedevilerin hemen hepsi az da olsa İngilizce konuşuyorlar. Hayatları boyunca çölde yaşadıkları için okula gitme fırsatları olmamış, İngilizce’yi gelen turistlerden öğrenmişler. Benim konuştuklarım okula gitmedikleri için kendi dillerinde okuma, yazmayı da bilmiyorlardı. Sadece konuşabiliyorlar yani… Zor şartlarda yaşamlarını sürdürmeyi başardıkları kesin.

Çölden sonra benim turum Ait Benhaddou’da devam etti. Sahra çölü ile Marakeş arasında bir konaklama yeri olarak düşünebileceğiniz bu bölge aynı zamanda UNESCO Dünya Mirası listesinde. Star Wars, GoT, Arabistanlı Lawrence gibi birçok yapım için bu bölge set olarak kullanılmış. 

Son durak Marakeş, ülkenin gördüğüm en hareketli şehri. Özellikle meydanda kurulan gece pazarı, Jemaa el-Fna kesinlikle görülmeli. Burası gerçekten gördüğüm en hareketli yerdi sanıyorum. Aynı anda etrafta onlarca şey olduğu için bir ara kendimi bayağı tuhaf hissettim, manasızca etrafa bakıyor ve ne olduğunu anlamaya çalışıyordum sanıyorum. Bir yanda yılan oynatan amcalar, bir yanda maymunla fotoğraf çektirenler, bir yanda salyangozcular, bir yanda meyve suyu satıcıları, bir yanda bul karayı al parayı oynatan adamlar, öte tarafta devasa büyüklükte bir gece yemek pazarı (her yerden duman yükseliyor tabii), ses, koşuşturma kısacası gerçekten sürreal bir ortam 🙂 Açık hava pazarında yemek yemek isterseniz hijyen vs sorunu yaşamamak için bana 55 numaralı stand önerildi, denedim memnun kaldım. Burayı deneyebilirsiniz.

Marakeş’in diğer bir meşhur yeri de pazarları, bizim Kapalıçarşı benzeri birçok çarşı pazar ara sokaklara dağılmış durumda. Bu sokaklarda kaybolmakta fayda var. En nihayetinde her durumda Jemaa el-Fna meydanına çıkacaksınız zaten 🙂 Ara sokakların öte yanında sizi bekleyen küçük baharat meydanı, Rahba Kedima Meydanı ise adı üzerinde bir sürü baharatçı ile sizi bekliyor. Burada Cafe des Epices’te bir kahve içip meydanı izlemenizi öneririm.

Şehirdeki Kutubiye Camii bütün ihtişamı ile sizi büyüleyecek. 12. yy’da yapılan caminin minaresinin uzunluğu 77 metre ve şehirde her yerden görülebilir olması için şehirde bundan daha uzun bir bina yapılmasına izin verilmiyor. Bu geçmişi koruma ve mimariyi bozmama fikrini çok sevdim ben, bizdeki gibi şehrin ortasına kocaman kocaman binalar dikmemişler.

Marakeş’te görülmesi gereken bir diğer yer de Majorelle Bahçeleri. Yves Saint Laurent’in küllerinin buraya gömülmesini istediği bahçe gerçekten görülmeye değer. Parkın renkleri zaten muhteşem, bir de parkın her yerinde farklı bir bitki ile karşılaşıyorsunuz. Parkın kafesi de oturup dinlenmek ve keyifli bir yemek yemek için ideal.

Şehirde iki güzel saray bulunuyor, biri 16. yy’dan kalma Palais el Badi (bu daha çok saray kalıntısı diyebiliriz), diğeri ise Palais de Bahia. Bahia gerçekten çok güzeldi.


Diğer görülecek yerler Moulay el Yazid camii ve mezarlar ve 1961’e kadar aktif olan Ben Yusuf Medresesi. Görmeden dönmeyin.

Fas’ta genel olarak pazarlık yapmayı aman unutmayın, söylenen fiyatın 5’te birinden itibaren başlayabilirsiniz pazarlığa, artık nerede biterse. Türkleri genel olarak seviyorlar, özellikle son dönemde dizi endüstrimizin oraya ulaşması ile Türk kültürü daha da yayılmış ülkede. Türk olduğunuzu söyleyince direk dizilerden örnekler veriyorlar.

Kesin almanız gereken şey tabi ki Argan yağı. Zaten hemen her yerde bir aktara rastlayacaksınız, paranızın çoğunu da bunlara vereceğinizi söyleyebilirim.

Fas’ta yemek kültürü genel olarak tajin ve kuskustan oluşuyor. Ben ikisini de sevdim. Tajin bizim güveç gibi, kuskus ise bildiğiniz kuskus değil. İnce kısırlık bulgurdan yapılan bir pilav. Kahvaltıda ise sadece hamurişi ve reçel yiyorlar. Bu biraz yordu açıkçası beni, bir süre sonra gittiğim otellerden zeytin, peynir ve domates istedim. Verdiler sağolsunlar. 🙂

Önerebileceğim restaurantlar şöyle;

Dar Anika – Akşam yemeği için çok güzel bir mekan, güzel canlı müzik eşliğinde set menü yemeğinizi yiyebilirsiniz. İçki var.

Nomad – Kahve ve yemek için ideal

Dar Mimoun – Bahçeli mekanda lokal yemeklerin tadına bakabilirsiniz.

Otel olarak Fas’ta genel olarak Riad’ları tercih edebilirsiniz. Bunu Türkçe’ye konak olarak çevirebiliriz. İçerisinde avlusu ve bahçesi olan bu büyük evler konaklamak için ideal. Ben özellikle Ait Benhaddou’daki Riad Caravan’ı ve Marakeş’teki Riad dar Attajmil’i gerçekten çok beğendim.

Ben Fas’ı sevdim. Bir daha gitmem herhalde ama bence gidilip görülmesi gereken bir yer.

Keyifli geziler…

Related Images

Leave a Comment