Fransa – Paris Gezisi

Geldik nereden başlayacağımı bilemediğim için bir türlü yazmaya başlayamadığım şehire…

Öncelikle belirtmeden geçemeyeceğim mümkünse Paris’e Mayıs-Eylül döneminde gitmenizi öneririm. Zira Paris, cafelerinde dışarıda oturup kahvenizi yudumlarken keyfine varacağınız, dışarıda şarabınızı içip etrafı izlemekten zevk alacağınız bir şehir.


Görülmesi Gereken Yerler;

Öncelikle şehrin ortasından Sen (Seine) nehri geçiyor, nehirde bir tekne gezintisine çıkmanızı öneririm.

 
Notre Dame: Görmezseniz Paris’e gitmiş sayılmayabilirsiniz 🙂 Özellikle Gülpencereleri denilen pencereler çok ilgi çekici, yapı genel olarak çok ihtişamlı. Gerçi bir süre sonra Avrupa’da gördüğünüz tüm katedraller birbirine benzemeye başlıyor ama Notre Dame yine de görülmesi gerekenler arasında ilk sıralarda sayılmalı.
 
Louvre Müzesi: En az bir tam gününüzü bu muhteşem müzeye ayırın. Ben bütün bir gün gezdim ve ona rağmen görmediğim bir çok eser kaldı. Yani aslında bir tam gün bile ayırsanız Louvre’u layıkıyla gezmeyi başamıyorsunuz. 🙂 Ben gittiğimde müze işçileri grevde olduğu için ücret ödememiştim ama yanlış hatırlamıyorsam yüksek bir giriş bedeli vardı. 🙂 Bu arada müzedeki güvenlik önlemleri had safhada, öyle ki Mona Lisa’nın tablosunun fotoğrafını çekmeye kalkarsanız bir zenci güvenlik görevlisi ile burun buruna gelebilir ve direk azarlanabilirsiniz. Aman dikkat!!!   http://www.louvre.fr/llv/commun/home.jsp
 

 
 
 
 
d’Orsay Müzesi: Eski istasyon binası 1986’da müzeye çevrilmiş. 1970’lerde yıkılması planlanıyormuş ama o süreci başarıyla atlamış. Bina şu an müze olarak hizmet veriyor, darısı Haydarpaşa’nın başına…
 
Eiffel Kulesi: Fransa denilince akla gelen ilk yer tabiki Eiffel Kulesi. Gidin ve elbette tepesine çıkın, Paris’i tepeden görmek gerçekten muhteşem bir deneyim. En üst kata kadar çıkmanıza bence gerek yok ama tabii tercih meselesi… Bu arada tahmin edebileceğiniz gibi gişede çılgın bir sıraya hazır olun.
 
Fransızlar Paris’in en güzel manzarası Eiffel’den görünür, çünkü Eiffel oradan gözükmez şeklinde yorumlarda bulunuyorlarmış. Aslında tabii bu kadar tarihi yapının olduğu bir yerde koca metal yığını biraz enteresan. Ama ne gariptir ki Paris’i Paris yapan ve hemen her turistik konuda Paris deyince akla gelen yapı da Eiffel.
 
 
 
Champs-Elysees: Champs-Elysees Paris’in kalbindeki büyük geniş cadde… Üzerinde her tür mağaza, cafe ve restaurant’a rastlayabilirsiniz. Kıyafet alışverişi dışında özellikle CD-DVD vs gibi alışverişler yapmak istiyorsanız bu cadde üzerindeki Virgin’e kesinlikle uğrayın. Orada da neredeyse Louvre’da geçirdiğiniz zaman kadar zaman geçirmeniz mümkün 🙂 Bunun dışında aradığınız her mağazayı bulabilirsiniz bu caddede, en lüksünden en normaline
 
Bu arada Champs-Elysees’nin sonunda Arc de Triomphe ile karşılaşacaksınız. (Bükreş’te de benzeri olduğundan bahsetmiştim.) Napolyon’un Austerlitz zaferi sonrası başarısını perçinlemek adına yaptırdığı bu takın üzerinde bir çok zafere atıfta bulunulan rölyefler bulunuyor. Hatta takın üzerinde Osmanlı’ya karşı kazanılan bir zafer için de bir rölyef bulunuyor.
 
 
Champs Elysees üzerinde Cafe Fouguet’s kahve içmek için ideal mekan diyebilirim. Ancak fiyatlar oldukça yüksek elbette. Bir kruvasan, bir kahveye 20 Euro vermeyi göze almanız lazım gitmeden önce. 20 Euro başta çok garip gelmese de TL’ye çevirme gafletinde bulununca biraz saçma gelmiyor değil insana…
 
(Foto neden kırmızı bilemiyorum ama iPhone öyle uygun görmüş)
 
 
Montmartre: Bence Paris’in en keyifli yeri… Ressamlar tepesi de denebilir buraya. Gidip meydanda bir cafeye oturup kahvenizi yudumlayabilir, ressamların eserlerini yapışını izleyebilir, müzik dinleyebilirsiniz. Ancak belirtmeden geçmeyelim Montmartre gerçekten oldukça dik bir tepede bulunduğu için çıkarken biraz zorlanabilirsiniz. Taksi ile merkezden 20 Euro civarı tutuyor.
 
 
Ben burada Au Clairon des Chasseurs isimli cafe’de oturmuştum. Güzel bir kahvaltı/kahve mekanı olduğunu söyleyebilirim, tabii oldukça turistik. Kahvaltı için bir çok seçenek var, krepler, omletler vs Ben Croque Madame tercih ettim, pişman da olmadım
 

 

 

 
 
 
Sacre-Coeur: Montmartre’ye çıkmışken hemen yanındaki Sacre-Coeur’e de uğramadan tepeden inmeyin. Bu ihtişamlı kilise gerçekten görülmeye değer. Özellikle tepesindeki Oval Kubbe gerçekten çok görkemli. Burası Eiffel Kulesinden sonra Paris’in en yüksek noktası.


 



Son olarak otel tercihi olarak Champs Elysees’ye yakın bir yer olsun derseniz Hotel Claridge’i öneririm. Lokasyon olarak muhteşem, servis olarak da oldukça iyi. Odalar tabii baya küçük ama Paris’te bu çok anormal bir şey değil.

Ne Yemeli, Ne İçmeli?
Fransa’da yenmesi gereken şeyler olarak ilk akla gelenler çeşit çeşit peynirler, muhteşem ekmekler, croissants’lar, sümüklü böcek (escargot – Barselona’da da bahsetmiştim) ve midye… Ayrıca tabiki şarap içmeyi atlamayın tabii.

 

Önereceğim ilk restaurant Brüksel’deki gibi burada da muhteşem midye için Chez Leon – Champs-Elysees’de… Bir tencere midye söyleyin patates ve bira ile elbette.

Ayrıca Paris cafe kültürü çok yaygın bir şehir, dolayısıyla bulduğunuz her fırsatta bir cafeye oturup kahvenizi yudumlayın ve etrafın tadını çıkarın. Daha önce de dediğim gibi Cafe Fouguet’s ilk önerilerim arasında. Monmartre’deki cafeler de aynı şekilde.

 

Bunların dışında bir de meşhur Paul var Champs Elysees üzerinde, vitrine bakmaya doyamadığınız… Zaten Paul’u 100 metre ilerden anlayabilirsiniz çünkü kapıdan dışarı taşan bir kuyruk oluyor genelde.

Bir de eğer Fransa’ya gittim butik ve güzel bir Fransız yemeği yemeliyim derseniz son gittiğimde öneri ile götürüldüğüm Rue du Colisee üzerindeki Le Boudoir’ı önerebilirim. Yemekler ve şaraplar gerçekten çok lezzetli, fiyatlar tabi ki oldukça yüksek. Ama Paris’e gidince sanırım bunu göze almak gerekiyor.

Meşhur Kaz Ciğeri (Foie Gras)

Ördek (yanındaki her bir sos için 2şer saat uğraşıldığını tahmin ediyorum)

Bu arada muhtemelen daha önce de duymuşsunuzdur, Fransızlar İngilizce konuşmayı pek sevmiyorlar. (Bence gıcıklıklarının yanı sıra aksanları nedeniyle beceremediklerini düşünüyorlar ve ondan dolayı da konuşmak istemiyorlar.) Bu nedenle restaurantlarda biraz zorlanabilirsiniz. Ben Fransızca cümle kuramamakla birlikte en azından menüleri anlayabildiğim ve kelime kelime derdimi anlatabildiğim için çok sıkıntı çekmemiştim ama gitmeden fatal kelimeleri öğrenmenizde fayda var. Bu arada karşınızdaki İngilizce anlasa bile size Fransızca cevap verecek, hazırlıklı olun. Onları öyle sevmesek de, öyle kabul edelim bence…

 

Keyifle…

Bu gezinin magneti şöyle;

Related Images

Leave a Comment