GÜNEY AFRİKA Gezisi

2014 yılında ilk gerçek Afrika gezimi Kenya, Tanzanya, Zanzibar üçlüsüne yaptıktan sonra tadı damağımda kalan Afrika’yı bir daha deneyimlemenin hayalini kurdum durdum. Kısmet 2018’eymiş 🙂 Bu sefer Afrika’nın en güneyine Güney Afrika’ya yaptım ziyareti. Burası da bambaşka ve güzel deneyimdi diyebilirim. Peki gezi 2018’deydi de yazı neden anca geldi, işte onda da gezi sırasında hamile olmanın, sonrasında hamileliğin son aylarını yaşamanın ve hatta ufacık bir bebeğin ilk 3 ayını tamamlamanın etkisi büyük. 🙂 Takdir edersiniz ki bu süreçte pek bilgisayar açıp yazı yazacak fırsatı bulamadım 🙂

Gelelim seyahatin detaylarına. Biz seyahatimize Cape Town’da başladık. Bu arada size bir ön bilgi vereyim bence Johannesburg’a gitmenize gerçekten gerek yok. Yani yapacak hiçbir şey yok diyebilirim. Biz bu tüyoyu önceden aldığımız için sadece Mauritius geçişi öncesi bir akşam kaldık Johannesburg’da. Onda bile pek yapacak şey bulamadık 🙂 Neyse Cape Town’a geri dönecek olursak, rengarenk evleri ile size çok güzel fotoğraflar verecek müslüman mahallesi Bo Kaap’a gidin derim. Evler 1800’lerden kalma olmasına rağmen durumları gayet iyi, çoğu özel mülkiyet. Diğer fotoğraf çekenlerden ve evlerin önüne park etmiş arabalardan fırsat bulursanız güzel fotoğraflar yakalamanız mümkün 🙂

District 6 bölgesi hikayesi itibariyle görülmeye değer. 1950li yılların sonunda siyah nüfus bu bölgeden uzaklaştırılarak bu bölge beyaz bölgesi olarak ilan edilmiş. bu boşaltılma işlemi sırasında türlü bahaneler kullanılmış (suç oranı yüksek vs gibi) ancak bunun ırkçılık adına yapılmış bir eylem olduğu oldukça net. Yaklaşık 40 yıl sonra 2004 yılında Nelson Mandela bölgeyi eski sahiplerine geri vermiş. 3 yılda yaklaşık 1600 aile bölgeye geri dönmüş. 

Bu noktada Mandela’nın Güney Afrika halkı açısından önemini de belirtmek isterim. Kendisine Madiba yani ülkenin babası demeleri hikayeyi bir miktar özetliyor sanıyorum. 27 yıl hapis yatan Mandela 1990 yılından 1994 yılına kadar ülkeye başkanlık ediyor. Hapisten çıkana kadar beyaz nüfusun çoğunluğu tarafından terörist olarak görülüyor. Ancak sonradan ne kadar iyi bir insan olduğu anlaşılıyor. Güney Afrika’da kiminle konuşsam bana Mandela’nın ne kadar muhteşem bir insan olduğunu anlattı…

Güney Afrika’da güvenlik konusu hep bir şüpheli. Cape Town özelinde konuşacak olursam özellikle iş merkezlerinin bulunduğu merkez bölgede gece gezerken kendinizi çok emniyetli hissetmiyorsunuz. İş yerlerinde çalışanlar genelde şehrin biraz dışındaki bölgelerde oturduklarından ve gece evlerine döndüklerinden gece merkezde sadece evsizler, turistler ve ne olduğu belirsiz bazı gruplar kalıyor… Bu sebeple özellikle hava karardıktan sonra şehrin kalabalık yerlerine gitmekte ve mümkünse üzerinizde çanta, ziynet eşyası vs gibi şeyler taşımamakta fayda var. Gündüzleri herhangi bir problem yok, yani ben karşılaşmadım en azından.

Cape Town’da muhteşem manzarayı görmek için 3 tepe önereceğim. Lion’s Head, Table Mountain ve Devil’s Peak. Table Mountain’a teleferik ile çıkmanızı öneririm. Yalnız rüzgarlı günlerde malesef çalışmama durumu var. Önceden kontrol etmenizi öneririm. Signal Hill isimli bölgede de manzara çok güzel, güzel havalarda buradan yamaç paraşütü de yapılabiliyormuş.

Şehir merkezinde hem güvenli olan hem de güzel yemek yiyebileceğiniz bir yer olarak V&A marinayı önerebilirim. Burada yemek yemenin yanı sıra küçük hediyelik eşyalar da alabilirsiniz. Hatta isteyenler için ufak bir alışveriş merkezi de var. Aşağıdaki de marinadan table dağının görüntüsü.

Ağaç, çiçek sevenlerdenseniz Kirstenbosch Botanik Parkını da seveceğinizi düşünüyorum.

Ben Cape Town gezisini sadece Cape Town ile sınırlı tutmayıp 1 gün yarımada turu da yaptım. Bu tur Cape Town’dan başlıyor en altta Ümit Burnunda sona eriyor. Güney Afrika’ya gitmişken tabi ki meşhur Ümit Burnunu görmeniz lazım. Güneye inerken Camps Bay’de sürfçüleri izleyebilir, Noordhoek’de at ile gezi yapabilirsiniz. Ve tabi ki meşhur Boulders penguenlerini ziyaret edebilirsiniz. Hatta kesin edin, gerçekten çok keyifli bir deneyim 🙂 Yol üzerinde aradaki sahil kasabalarında durup balık yemenizi öneririm. Ben Simon’s Bay’de Harbour View isimli bir resttaurantta yedim ve çok memnun kaldım.

Bu arada Güney Afrika ile ilgili bir ek bilgi, hemen hemen bu bölgedeki her yerde olduğu gibi karayı Hindistan’ı arayan Portekizliler buluyor. Buraya yerleşmeye gerek duymadıkları için ilk yerleşenler Hollandılılar oluyor, bölge daha sonra İngiliz sömürgesi olarak hayatına devam ediyor. Çoğunluğun Hristiyan olduğu ülkede Müslüman ve Hindular da yaşıyor.

Güney Afrika’ya gidip de yapmadan dönmemeniz gereken bir diğer şey de tabi ki şarap bağlarını ziyaret etmek. Bölgenin şarapları gerçekten çok güzel. Ben o dönem hamile olduğum için malesef içemedim ama Türkiye’ye bolca getirme fırsatım oldu 🙂 Ben şarap bağları içerisinden 3 tanesine gittim. 3’ü de güzeldi. Stellenbosch Paarl Franschhoek, Zevenwacht Wine Estate ve Dieu Donne. Dieu Donne’nin manzarası da çok güzeldi. Üzüm bağı diyarı olan Franschhoek bölgesinde aynı isimli kafenin yemekleri çok güzel.

Ben Cape Town sonrası önce ufak bir safari keyfi de yaptım. Daha önce yaptığım Masai Mara deneyimi sonrasında Güney Afrika bambaşka bir safari keyfi verdi bana. Bir kere şunu belirtmem gerekir ki iki safari arasında dağlar kadar fark vardı ama ikisinin de tadı başkaydı. Şöyle ki; Tanzanya ve Kenya safarilerinde yani Masai Mara ve Serengeti’de her taraf çeşitli hayvanlarla dolu. Öyle ki bir süre sonra zebra, fil falan görmek hiçbir şey ifade etmemeye başlıyor. Yeşillikler kısa olduğu için aracın içerisinden çok uzak yerleri de görebiliyorsunuz. Güney Afrika’da ise, ki ben Madikwe isimli kampa gittim, hayvan sayısı daha az ve yeşillikler oldukça uzun olduğu için hayvanlar aralarda saklanıyor olabiliyor. Bunun güzel tarafı da kendinizi sürekli bir av peşinde hissetmeniz. Hayvanların ayak izlerini takip edip nerede olduklarını bulmak mı dersiniz, çayırların arasında saklanan ve aniden önümüzdeki impala grubuna saldıran çitanın şokunu yaşamak mı dersiniz, bir sürü sürpriz ile karşılaşma şansımız oldu. İşin özü şu ki ben iki tip safariyi de yaptım, ikisi de gerçekten çok keyifliydi. Bence safari tecrübesini fırsatı olan herkes deneyimlemeli. İnsanın kendini bambaşka bir dünyada hissetmesini sağladığı kesin.

Safari sonrasında Johannesburg’u sadece bir geçiş yeri olarak kullandım ve daha önce yazdığım Mauritius’da tatile devam ettim. Aslında planda Madagascar vardı ama sıtma riski nedeniyle almam gereken ilacı hamileyken almak istemediğim için tatili Madagascar’dan Mauritius’a çevirdik. Bu da demek oluyor ki Madagascar çocuklu seyahatler dönemine kaldı. Kısmet… 🙂

Keyifli geziler…

 

 

Related Images

Leave a Comment