İNGİLTERE – Edinburgh Gezisi

Uzun zamandır gitmek istediğim bir yere geldi sıra, adeta Ortaçağ’da kalmış güzel İskoç’yanın güzel başkenti Edinburgh’a. Öncelikle efendim burayı sakın ha Edinburg diye telafuz etmeyin, tam olarak şu şekilde söylemezseniz İngilizler kesinlikle anlamıyor – Edınbıra. 🙂 Bu güzel başkente Londra’dan trenle ya da THY ile İstanbul’dan direk uçuş ile ulaşabilirsiniz. Ben öncesinde Londra seyahati yaptığım için tren ile ulaşmayı tercih ettim. Tren yaklaşık 4 saat sürüyor, oldukça konforlu ve manzara çok keyifli.

Ne var bu Edinburgh’da derseniz, öncelikle çok net şunu söyleyebilirim ki bir daha başka ülkelerde “Eski Şehir” tabir ettikleri yerlere aynı gözle bakamayacağım. Edinburgh’da eski şehir denilen bölümdeki binalar yaklaşık 11. yy’den kalma, şehrin bir de yeni kısmı var. O bölümdeki binalar ise 16. yy’dan kalma… Yani yeni derken bizim kentsel dönüşüm, TOKİ falan gelmesin gözünüz önüne. Bildiğiniz eski taş binalar. Nasıl bunca sene bu kadar korunabilmiş ve bu şartlarda ayakta kalabilmişler. İnanılır gibi değil gerçekten.

Şehir’de en çok zaman geçireceğiniz yer Royal Mile isimli cadde.Caddenin bir ucunda meşhur Edinburgh kalesi, diğer ucunda ise yeni parlamento binası bulunuyor. Yol boyunca hediyelik eşya dünyalarına uğrayabilir, cafelerde ve barlarda içeceklerinizi yudumlayabilir ve restaurantlarda güzel yemeklerin tadını çıkarabilirsiniz.

Ben şehre Ağustos ayında gittiğim için güzel Fringe festivaline de denk geldim. Bunu deneyimlemenizi öneririm. 1 ay boyunca şehirdeki hemen her yerde bir sanat aktivitesi çıkıyor karşınıza. Önerim önce Fringe uygulamasını telefonunuza indirin ve tiyatro, müzikal, kabare, konser vs aklınıza gelen ve ilginizi çeken her tür gösterinin tarihlerini not edin. Hatta biletlerini de önceden alın. Amatör ruhla yapılan bu gösterilerin genel olarak fiyatı 5-10 pound arasında değişiyor. Ben 2-3 tane gösteriye gittim. Önceden araştırma şansım olsaydı (bilgim azdı açıkçası) daha verimli kullanabilirdim 3 günümü…

İskoçların en meşhur şeyleri, Kilt (erkeklerin giydiği ekoseli etekler), gayda (o muhteşem ses şehrin her yerinde), Haggis (sakatatlardan yapılan bir çeşit köfte) ve tabi ki viski. Viski konusunda detaylı bilgi almak ve tadım yapmak isterseniz Scotch Whisky experince isimli turu almanızı önerebilirim. Tur hemen kale girişinin olduğu tarafta Royal Miles üzerinde. 

Şehrin bir diğer güzel meydanı da Grass Market. Cumartesi günü üzerinde pazar kurulan bu alanda güzel yiyeceklerin tadına bakabilir, meydanın çevresini saran tipik İskoç barlarından birinde oturup içkinizi yudumlayabilirsiniz.

Edinburgh yeraltı yerleşimleri ile de meşhur. Royal Mile üzerindeki Underground Tour firmasında bir şehir gezisi ve yeraltı turu aldım ben. South Bridge isimli köprünün altındaki yeraltı yerleşim yerlerini görme fırsatım oldu. Ancak tura fazlasıyla hayalet hikayesi katmaya çalışmaları beni biraz rahatsız etti açıkçası. Yani hayalet hikayesi sevenler ya da çocuklar etkileyici bulabilir ancak bana biraz gereksiz ve çocukça geldi hikayeler…

Şehir de kesin görmeniz gereken diğer yer de tabi ki şehre tam tepeden hakim olan ihtişamlı kale. Kale göründüğünden büyük, gezmesi 2-3 saat rahat sürüyor. Çünkü içerisinde 3 tane de müze bulunuyor. Kaleyi gezmeden dönmeyin. 

Sanata ve resime ilginize göre Scottish National Gallery’e de gitmenizi öneririm. Hatta hemen sonrasında önündeki parkta çimlere yayılmanızda da fayda var.

Edinburgh’ta beni en çok hayal kırıklığına uğratan şey, bu tarihi şehirde İskoçların İngilizlere karşı verdiği bağımsızlık savaşına dair hiç bir iz bulamamak oldu. Şu an Birleşik Krallık sınırları içinde bulundukları için olsa gerek o Cesur Yürek’ten bildiğimiz William Wallace efsaneleri vs konu bile edilmemiş şehirde. Kaledeki müzelerde tarih hep 1700 yıllardan başlıyor. Bu sırada zaten Birleşik Krallık kraliçe etrafında birleşmiş ve birlikte hareket ediyor. Ülkenin sembolünün unicorn (tek boynuzlu at) olmasının nedeninin tek boynuzlu atın İngiliz ülke sembolü olan aslanı yenebilen tek hayvan olduğuna inanılması gerçeği ortadayken, İngilizlerle yapılan savaşlara değinilmemesi gerçekten garip geldi bana. O tarihi de kitaplardan okuyup, filmlerden izleyeceğiz artık yapacak birşey yok. 🙂

Fringe zamanı giderseniz 3-4 gün, normal zamanda giderseniz 2 gün yeterli olacaktır Edinburgh için. Dönerken Ortaçağ’dan dönüyormuş gibi hissedeceksiniz kendinizi, o büyü üzerinizde bir süre kalabilir haberiniz olsun 🙂

Related Images

Leave a Comment