ISRAIL – TEL AVIV Gezisi

2006 yılında bir iş ziyareti için gitme fırsatı bulmuştum Tel Aviv’e. İş gezisi olmasının da etkisi ile aslında pek de tadını çıkaramamıştım. Hatta sadece 40 dk. uzaklıktaki Kudüs’e bile gidememiştim.

Tam 10 sene sonra 2016’da bir kez daha gidip görme fırsatım oldu. Bu sefer hem Tel Aviv’in tadını çıkarttım, hem de muhteşem Kudüs’e gitme fırsatım oldu. Kudüs’ü ayrı bir yazıda yazacağım zaten.

Konuya İsrail’e gitmeye karar verme anı ile başlayalım 🙂 Kararı verdiğiniz anda kontrol edilmeye başlanıyorsunuz. Öncelikle vize almanız gerekiyor. Benim muhtemelen 2. vizem olduğundan direk 1 yıllık ve çok girişli verdiler. Genelde tek giriş veriyorlar. Sıkıntı değil, vizenizi aldıktan sonra önce Türkiye’de sonra orada güvenlik kontrollerinden geçiyorsunuz. Genel bir tedirginliğiniz oluyor ama aslında çok da ekstrem bir durum değil. Bence asıl garip olan ülkeden çıkarken yapılan kontroller, kimsin nesin, neden geldin, yanındaki kim, neyin oluyor, nerede oturuyorsun vs. gibi özel hayatınızın dibine giriyorlar. Sanırım yüzünüzün şeklinden ve heyecan durumunuzdan yalan söyleyip söylemediğinizi anlamaya çalışıyorlar.

Aslında ülkenin içerisinde durum biraz farklı, insanlar çok sıcak kanlı ve sevecen. Türk olduğunuzu öğrenince sevgi dolu yaklaşıyorlar hatta. Hemen hepsi Antalya’ya tatile gelmiş, onu anlatıyorlar. 🙂 Yani sokakta tüfeklerde gezen asker gençler var tabii ama en azından her an sizi kontrol etmiyorlar. Mesela alışveriş merkezinde 16-17 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim asker kızlar vardı, bir kollarında tüfek, öbüründe çantaları varken alışveriş merkezi geziyorlardı. Bu bize çok normal gelmiyor tabii ama orada alışıldık bir durum. Orada öğrendiğim kadarıyla lise sonrası gençler direk askere gidiyorlarmış ve askerlik sonrası üniversiteye gidiliyormuş. Bu arada tabii bayan, erkek herkes askere gidiyor. Kızların 2 yıl, erkeklerin 3 yıl zorunlu askerlik yapmaları gerekiyormuş.

Neyse gelelim Tel Aviv’e… Tel Aviv sıcak iklimli bir yer. Özellikle yazın ciddi anlamda pişiyor ve nemden bunalabiliyorsunuz. Yafa (Old Jaffa), Tel Aviv’in “eski şehir” olarak adlandırılabilecek bölümü, hatta Yafa’nın dünyanın en eski yerleşim yeri olduğu söyleniyor. Yafa’ya gidip Osmanlı eserlerinden Mahmudiye Camii’ni ve Saat Kulesini de görmenizi öneririm. Bir de Yafa’nın ara sokakları gerçekten görülmeye değer.

Yafa’nın hemen yakınındaki Florentin mahallesi (Flea Market), gençlerin uğrak yeri. Biraz bohem, tarz olarak Karaköy bölgesini andırıyor. Burada sokaklarda gezip, yemek yemenizi ya da güzel bir akşamüstü içkisi içmenizi öneririm. Ben Puaa diye bir restaurantta çok keyifli ve lezzetli bir yemek yedim, gayet güzeldi.

Tel Aviv’de iki büyük ve güzel cadde var. Biri Rothschield, burada alışveriş yerleri ve gece klüpleri bulunuyor. Lima Lima ve Jimmy Who önerebileceğim klüpler. Yaş ortalaması azıcık düşük tabii. Diğer güzel cadde ise Dizengoff. Burada da bir sürü bar, cafe bulunuyor. Ben oteli Dizengoff üzerinde ayarlamıştım. Hem caddeye, hem denize yakın olduğu için ideal konum diyebilirim. (Dizengoff Suites)

Bu arada İsrail’de yemekler gerçekten güzel, çoğunlukla bilindik Arap/Lübnan yemekleri tadında ve oldukça lezzetli. Bunun dışında şehirde güzel deniz ürünü yemeniz de mümkün. Yemek için Rothschield’e çok yakın Port Said restaurant kesinlikle denemeniz gerekenlerden. Yediğim her şey muhteşemdi, ne yedim çok emin değilim. Önerim bizim yaptığımız gibi kendinizi tamamen garsona bırakmanız. Ortaya mezeleri o getirsin, siz yemenin tadını çıkarın.

 

 

 

Cuma akşamından Cumartesi akşamına kadar geçen 1 gün İsrail’de Şabat günü olarak yaşanıyor. Normalde Şabat gününde elektrik kullanımı, alışveriş vb. şeyler yasak. Bu nedenle birçok restaurant kapalı. Gitmeden önce gideceğiniz yerin Cuma akşam açık olup olmadığını kontrol etmenizde fayda var. Örneğin az önce bahsettiğim Port Said Cuma kapalı olduğu için yine çok yakındaki Santa Katarina’ya gitmiştik biz. (Port Said Cumartesi’ye kaldı) Orası da oldukça iyiydi. Bu arada Port Said’e saat 8 ve öncesinde gidin derim. Aksi halde yaklaşık 45 dk. ile 1 saat arası bekleme süreniz olacaktır.
Aşağıdaki fotoğraflar da Santa Katarina’dan

Amerika’dan bilenler için (ya da bilmeyenler için) Rothschield’in üzerinde Max Brenner’da çikolataların tadına bakmanızı da öneririm. 

Osmanlı döneminden kalma, Hatachana isimli eski tren istasyonunun etrafı özellikle çocuklu aileler için çok keyifli bir alana dönüştürülmüş. Butik birçok mağaza var, hem alışveriş imkanı bulabilir, hem eğlenebilir, hem kahvenizi yudumlayabilirsiniz.

Ben Kasım ayında 30 derece sıcaklıkta güzelce denize girme fırsatı da buldum. Önerim Nisan, Kasım gibi aylarda gitmeniz. Hem rahat rahat gezebilir, hem de güzelce denize girebilirsiniz. İnsanların yazın iş çıkışı direk denize atlayabildikleri şehirlere bayılıyorum. Keşke İstanbul’da da bu imkanımız olsaydı…

 

Tel Aviv maksimum 2 gün geçirebileceğiniz, keyifli, küçük bir şehir. Ama daha güzeli için bakınız: Kudüs…Tel Aviv’e gidince hemen her yerde meşhur Ölü Deniz (Dead Sea) Minerallerinden yapılmış kozmetik ürünleri bulacaksınız. Havalimanından alabileceğiniz gibi herhangi bir alışveriş merkezinden de alabilirsiniz. Kendinize almak dışında hediyelik olarak da alabileceğiniz birçok değişik ürün bulunuyor. Benim favori markam Ahava, yalnız ben gittiğimde havalimanında fiyatlar daha uygundu haberiniz olsun.

Related Images

Leave a Comment