Japonya – Kyoto Gezisi

Kyoto Japonya’nın gördüğüm en eğlenceli ve güzel şehri, ben çok beğendim. Kyoto’ya Osaka’dan tren ile geçilebiliyor. Meşhur Shinkansen trenleri ile yaklaşık 25 dakikada Kyoto’da olabiliyorsunuz.
 
Benim Japonya’da gördüğüm en güzel tapınak, bir Budist tapınağı olan Golden Pavilion’du. Gerek altın rengi tapınak, gerekse incelikle tasarlanmış muhteşem bahçesi görülmeye değerdi. Gerçekten çok beğendim burayı.
 

 

 


Tabi ki bu tapınakta da bir adak olayı var, elinizdeki bozuklukları ilerdeki kasenin içine atmaya çalışıyorsunuz, becerirseniz dileğiniz oluyor 🙂

 

Budist inanışına göre Doğu’da doğuluyor, Batı’da ise ölünüyor. Tapınağın içerisinde bulunan bu gemi şeklindeki ağacın ölenleri Batı’ya götüreceğine inanılıyor. Ayrıca tapınakta bulunan Koi (sazangillerden bir balık) balığının  inanışa göre akıntının karşısına doğru yüzebildiği ve zamanı geldiğinde ejderhaya dönüşeceğine inanılıyor. Bu nedenle Koi balığı azmi simgeliyor. Bir efsanenin içerisinde gezdiğinizi hissediyorsunuz yani burayı gezerken.

 
Diğer güzel bir tapınak ise Kiyomizu tapınağı (Pure Water temple). Etraftaki ağaçlık bölüm, çivi kullanılmadan yapılmış müthiş tapınak ve aşağıdaki su çeşmeleri görülmesi gerekenlerden. Su çeşmelerinden biri sağlık, biri aşk, biri ise başarıyı simgeliyor. Birini seçip suyunu içiyorsunuz. Gönül ister ki hepsini içelim ama malesef seçim yapmak şart. Japonya’da sürekli olarak bir yerlerde dilek diliyorsunuz, bu da insanda hemen her şey ile ilgili adak adama duygusu uyandırıyor. Bundan sonra bana gelen “10 kişiye yollamazsan dileğin olmaz” maillerini bile insanlara göndermek durumunda kalacağım diye korkmuyor değilim. 🙂
 

 

 

 
 
Bunun dışında Daitoku-ji Zen tapınağı ve bahçesi de oldukça etkileyici. Budist rahibin tapınaktaki yayınlarda yazan bazı cümleleri çok güzeldi. Genel mantık ise hep aynı “Sakin olun, her şeyin iyi olacağına inanın… “
 
Bu arada Feng Shui’ye göre Kyoto ülkenin başkentiymiş, bu nedenle yıllarca Japonya’ya başkentlik yapmış. Gelinen noktada Tokyo’nun neden başkent olduğunu sorduğumda, rehber artk Feng Shui’yi sallamıyorlar gibi bir cevap verdi 🙂
 
Kiyomizu tapınağının hemen alt tarafında Higashiyama bölgesi alışveriş cenneti olarak kabul edilebilir. Alışverişten kastım küçük hediyelik eşyalar ve Japonya’ya özel bazı yiyecekler. Yeşil çay kurabiyeleri, özellikle markası Hana Matcha olanlar çok güzel. Yeşil çaylı dondurma bence çok fenaydı, isterseniz deneyin. Bir de Hello Kitty ürünlerini hemen her yerde bulabiliyorsunuz. Bu bölgedeki merdivenlerin de bir efsanesi var, dik ve tehlikle merdivenlerde düşerseniz 3 yıl içerisinde ölüyormuşsunuz. Tabii bu panikle yürümek düşme riskinizi arttırıyor. Düşmeden inmeyi başardığım için 3 yılı garantilemiş mi oluyorum, ondan çok emin değilim 🙂
 
Kyoto’da görülecek diğer bir yer ise yıllarca imparatorluğun başkenti olmuş şehirdeki Imperial Palace (Imparatorluk Sarayı). Açıkçası beni saraydan daha çok sarayın bahçesi etkiledi. Japonya’da bahçe ve bahçe düzeni konusunda inanılmaz bir çaba ve başarı olduğu kesin.
 

 

 

 

 

 
Şehrin kalesi olan Nijo kalesi de aynı şekilde kaleden çok bahçeleri ile etkiliyor.
 
 

 

 

 
Kyoto’nun alışveriş bölgesi ise Karasuma caddesi ve Nishiki Yemek Pazarı. Ara sokaklar boyunca gezip dükkanları tek tek inceleyebilirsiniz. Bir nevi alışveriş merkezi gibi düşünebilirsiniz bu bölgeyi. Oldukça büyük ve keyifli bir bölge.
 
 
Kyoto’da Geişa’ların olduğu bölge Gion bölgesi. Akşam 17:30-18:00 gibi giderseniz partiye giden Geişaları görüntüleyebiliyorsunuz. Bu arada Kyoto’da Geişa değil Geiko deniliyor. 15-20 yaş arasında kızlar ilk olarak Maiko oluyorlar, 20 yaşından sonra ise Geiko oluyorlar. Geiko’luk seçimi öncelikle kızın kendi talebi ile oluyor ama aileden de izin alınıyormuş. Geikoluk toplumda iyi bir meslek olarak görülüyor. Yalnız genel olarak anladığım kadarıyla, Kyoto Geiko’ları diğerlerinden biraz farklı. Örneğin Tokyo’da Geişa’lar bizi sokakta karşılayıp gösteri için bilet dağıtırken, Kyoto’da snob bir şekilde yanımızdan geçiyorlardı. Rehberimizle konuştuğumuz kadarıyla ve genel hal ve tavırlardan anladığımız kadarıyla Geişa dediğinizde asıl şehir Kyotoymuş.
 

 

 

 

 

 

Geikoların evleri

 
 
Temmuz ayın Kyoto’nun Gion Matsuri festivali ile de ünlü, biz şansımıza denk geldik. Çok kalabalık ve oldukça hareketli bir festivaldi. Tüm sokak insanlarla doluydu. Bu arada ortada gördüğünüz kimonolu çekikler Geişa değil, onlar Çinli turist. İnsan bir ülkeye gidip neden kimono giyip gezme gereği hisseder inanın anlamadım ama her yerde onlardan vardı. Hatta bütün tatil acaba Türkiye’ye gelseler dansöz kıyafeti giyerler mi diye de düşündük 🙂
 

 

 

 

 

 
 
Yemek olarak Kyoto’da bir kaç çok güzel yemek yedim. Biri Okonomiyaki isimli, İstanbul’da kesinlik yapacağım bir yemek, diğeri ise Kore usulu et.
 
Okonomiyaki tarifini Tokyo yazısında detaylıca vereceğim ama Kyoto’da bunun adresi Warai restaurant, Nishiki Food Marketin hemen sonunda.
 
 
Et için adres ise yine Nishiki Food Market’in oradaki Grazie restaurant.
 

 

 
Öğlen yemeğini ise rehberimiz yerel bir noodlecıda yedirdi ama ne yerini, ne adını anlamam mümkün olmadı malesef 🙂 Noodle’ın yanında gördüğünüz enfes karides tempura. Genelde iki çeşit noodle yiyorlar sıcak ve soğuk. Sıcak olan sulu çorba gibi, soğuk olan bizim alışık olduğumuz gibi geliyor. Yalnız alışık olduğumuzun dışında gerçekten soğuk geliyor 🙂 Üzerindeki de yosun parçaları. Üçüncü tabak rehberimizin tabağı, içinde soğan, turp, yosun, havuç, yumurta falan var. Oldukça sağlıklı ama lezzet ve doyuruculuğundan pek emin olamadım 🙂
 

 

 

 
Ben Kyoto’yu çok beğendim. Hatta oraya gitmişken hemen yakınındaki Nara’ya da geçtim. Onu da ayrı bir yazı da anlatacağım.
 
Diğer Japonya yazıları için;
 
 
 
 
 

Related Images

Leave a Comment