Japonya – Tokyo Gezisi

Geldim bir türlü başlayamadığım şehre, Japonya’nın en büyük şehri olan Tokyo’ya… Ben Tokyo’ya Hakone’den Shinkansen ile geçtim. Burası hepinizin bildiği gibi gerçek bir metropol. Bence çok da düzenli ve oldukça güzel bir şehir. Tokyo’da tabi ki ilk dikkatinizi çeken şey devasa yapılar. Büyük büyük binalar, kocaman ve karmaşık köprüler. Öyle ki köprü konusunda neden Japonlara güvendiğimizi bir kez daha anladım, yalnız bir gerçeği de belirtmekte fayda var, kendilerine yaptıkları köprüler bizimkilerden biraz daha büyük ve gösterişli 🙂 Ama sonuçta Asya ve Avrupa’yı bağlayabilmek bizim güzel köprülerimizin tekelinde olduğu için bence sıkıntı yok. 🙂

Köprü dışında devasa yapılardan biri de tabi ki Tokyo Tower. Japonya’da alışık olduğumuz üzere bu kulenin de bir dilek özelliği var. 🙂 Kulenin ışıkları akşam güneş batınca yanıyor, şehirde herhangi bir yerde ışıkların yandığı anda görür ve dilek dilerseniz, dileğiniz oluyor. Ben tabi ki bunu da es geçmedim ve dileğimi diledim. Çıkıp çıkmadığını zaman gösterecek. Işık her dönem farklı renklerde yanabiliyormuş. Yani bu güzel kule sürekli kıyafet değiştiriyor. Özellikle akşam manzaralı bir yerden kuleyi izlemenizi öneririm. Yakından kuleyi en iyi görebileceğiniz yer Roppongi bölgesi. Yalnız insan yakından yandığını çok anlayamayabiliyor, gereksiz beklemeyin diye belirtmek istedim 🙂

 

 
 
 

Otelin de bulunduğu Ginza bölgesini fazlaca gezme imkanım oldu. Ginza için Tokyo’nun Time Square’i demek mümkün. Mağazalar, restaurantlar hepsi bir arada ve burada zaman geçirmek gerçekten çok güzel. Ünlü mağazaların tamamını burada görmeniz mümkün. Vitrinler ayrı, içerisi ayrı güzel. Sürekli alışveriş yapmamak için kendinizi zor tutuyorsunuz diyebilirim 🙂 Ginza’nın iki büyük alışveriş merkezi Mitsukashi ve Matsuya. İkisinde de saatler geçirmeniz mümkün. Burası her saat hareketli bir bölge ve Tokyo’nun bence kalbi.

 
 

 

 

 

 

Alışveriş için diğer seçenek ise Omotesando ve Aoyama caddeleri. Zaman içinde bütün lüks alışveriş mağazaları buraya taşınmış. Adeta açık hava sergisi. Bütün vitrinler ve binalar muhteşem. Alışveriş etmek istemiyorsanız bile gidip gezmenizde fayda var. Özellikle Yohji Yamamoto ve Issey Miyake mağazalarında saatler geçirebilirsiniz.

 
 
 
 
 

Ben bir kaç saat için de elektronik mağazalarının olduğu Akihabara bölgesine gittim. Çok elektronik meraklısı olmasam da o havayı görmek açısından bile değişikti. Eğer yapmak istediğiniz bir elektronik alışverişi varsa, ya da genel olarak bu tip meraklarınız varsa 1 tam gün bile geçirebilirsiniz o çarşıda…

 

 

 

 

Tokyo’da bir tapınak ve bir de türbe gezdim (shrine). Shrine içerisinde bir düğün de izleme fırsatı bulduğum Meiji Jingu idi. Her yerde olduğu gibi burada da dilekler, adaklar havada uçuşuyordu elbette. 🙂 Shrine’ın bahçesindeki Yoyogi ağacı (nesilden nesile demekmiş) her bittiğinde yeniden dikilirmiş ve Edo döneminde imparator Tokyo’ya geldiğini bu ağacı gördüğünde anlarmış. Bu sebeple Yoyogi bahçeleri ve ağacı baya meşhur.

Adak adarken suyu önce sol, sonra sağ elinize dökmeniz, sonra da içmeniz gerekiyor. En son kalan suyu kendinize doğru döküp işlemi tamamlıyorsunuz. Bir de adak tahtaları var, isterseniz onu da doldurabilirsiniz tabii. Siz adak adamak istedikten sonra Japonya’da seçenek bol 🙂

 
Tapınağın girişi

Sake şişeleri

Düğün 1

Adaklar

Düğün 2

Dua bölümü

 
Gezdiğim tapınak ise Budist Sensoji Temple’dı. Bunun hemen yanında Asakusa çarşısı da alışveriş ve gezmek için ideal. Bu tapınakta da yine geleneksel dilek dileme bölümü vardı. Ancak bir de fal kısmı vardı ki çektiğiniz çöp sizin kaderinizi belirliyordu. Ben malesef kötü kader seçtim 🙂 Ama bunun da çözümü vardı tabii isterseniz 100 Yen vererek yeniden çöp çekebiliyordunuz. Ya da çektiğiniz falı bir dala bağlayıp en kötü gününüzün “bugün” olduğunu düşünüp, bundan sonra güzel kaderin olacağına inanabiliyorsunuz. Ben şansımı bir kez daha denedim ve 100 Yen’e normal kaderi buldum 🙂 Normale razı oldum. Anlayacağınız üzere biraz ticari bir hal almış bu iş, ama bunu yaratan da biz turistlerin adak odağı muhtemelen. Japonların bunları yaptığını sanmıyorum açıkçası. 🙂
 

 

 

 

 
Sumida Gawa nehrinde turistik bir bot gezisi de yaptım ben, ancak açık söylemek gerekirse bunun tam olarak neden yapıldığını anlayamadım. Nehirde binalar dışında pek bir şey görmüyorsunuz. İstanbul boğazını geçtim, her hangi bir şehirde nehirde gezseniz göreceğiniz daha fazla şey olabileceğini söyleyebilirim. Çünkü ciddi anlamda kötü bir rota seçilmiş bence. Bu arada evlerin hep balkonu var, rehbere sorunca güneş görmenin iyi geleceğe işaret ettiğini belirtti. Yine bir şeylerin iyi geleceğine inanıyorlar anlayacağınız, hep bir şeylerin iyi geleceğine inanıyorlar 🙂 Bot turunda enteresan gelen tek bina aşağıdaki Japonların meşhur birası Asahi’nin genel merkeziydi. Bina bira şeklinde yapılmış göreceğiniz gibi.
 

 

Rehberle birlikte nehir gezisinin hemen sonrasında Hamarikyu-tien bahçesini gezdik ve sonundaki çay evinde bir çay seremonisine katıldık. Çok güzel bir bahçe ve oldukça keyifli bir çay seremonisiydi. Çay seremonisinde Japonların meşhur Matcha çayını (ben yeşil çayı da pek sevmediğim için damak tadıma çok uymadı) yine Japonların meşhur kurabiyeleri ile servis ediyorlar. Japonlar bahçe düzenleme konusunda çok başarılı gerçekten. Normal şartlarda benim bir bahçeyi beğenmek için birinci önceliğim renkli çiçekler olmasıydı, ancak Japonya bunu aşmamı sağladı diyebilirim. Yemyeşil bir bahçede bile yeşilin ton farkı ve ağaç çeşitliliği ile farklı dünyalara ulaşmak mümkünmüş meğerse…

 

 

Çay evi

Matcha çayı ve kurabiyeler

 

 
Tahmin edersiniz ki Tokyo’da da geyşalar var. Ancak buradakiler Kyoto’dakiler gibi cool değil 🙂 Asakusa bölgesinde rastladığımız geyşalar bize broşür dağıtıp gösterilerine çağırdılar. Ücretsiz bir gösteri yaptılar. Kyoto’da yüzlerini kaldırmayan geiko’lardan sonra bu bize biraz enteresan gelmedi değil 🙂 Gösteride şarkı söyleyip dans ettiler. Boy, kilo ve güzellikten öte enteresan bir tarzları var geyşaların, hareketlerdeki incelik ve kadınsılık dikkat çekici.
 
 

Tokyo’da benim en çok beğenip etkilendiğim yerlerden bir diğeri de Daiba’daki Miraikan (Museum of Emerging Science and Innovation) müzesiydi. Müzeye  merkezden Yurikamome hattı ile gidebiliyorsunuz. Müze için Daiba istasyonunda indikten sonra bir festival alanı, aqua park ve Fuji binasının önünden geçiyorsunuz. Ben Pazar günü gittiğim için çok kalabalıktı, haftaiçi biraz daha rahat gezilebilir diye düşünüyorum.

Fuji Binası

Festival Alanı

Miraikan müzesinde robotlar, uzay mekikleri vs gibi çağımızın teknolojik dehalarını görmenin yanı sıra bilimsel çeşitli deneylere de dahil olabiliyorsunuz. Yürüyüşünüzden kişilik analizi vs gibi. Bence çok eğlenceli bir müzeydi. Gidip her tür deneye girmenizi tavsiye ederim.

Haberleri sunan Android. Kendinizi “Her” filminde hissediyorsunuz biraz 🙂

 
 
 

Meşhur robot Asimo 🙂

Şu anda uzayda görevine devam eden uzay mekiğinin bir kopyası. Tuvalet ve yatak odaları gerçekten ufacık. Astronotların yaklaşık 1 sene bu alanda yaşadıkları düşünülünce uzay boşluğunda olmaktan başka sorunları da olduğunu görüyorsunuz ve onlara saygınız artıyor.

 
 
 

Metropolitan Goverment (Hükümet Külliyesi)’nin 45. katının manzarasını bir öneri ile duymuştum, ben gittim ama manzara beni çok da etkilemedi. Tokyo’nun daha güzel manzaralarını farklı yerlerden görmüştüm. Ben çok önermem ama gidip görmek istiyorsanız aklınızda kalmasın tabii.

 
 
 

Gelelim yemeklere 🙂 Ginza bölgesinde tren istasyonunun alt tarafında bir sürü restaurant var. Ben genelde suşi, noodle ve bilumum deniz ürünlerini denedim yine. Suşi için Ginza ana caddedeki Gonko Tokyo’yu deneyebilirsiniz. Restaurant’ın tek problemi içeri ayakkabı çıkartıp girmeniz. Tuvalette tuvalet terlikleri var, ancak Japonlar için bu çok normal bir durum. Bu arada ortada dönen suşileri önermiyor Japonlar, onların fast food mantığında olduğunu söylüyorlar. Ufak bir bilgi…

Karides çubuk 🙂

Noodle ve karides & sebze tempura

 
 
 

Gonko Tokyo’nun yazılışı 🙂 Bir süre sonra sökmeye başlıyorsunuz.

 

Shinjuku merkezde Saizeriya’da escargot (sümüklü böcek, hemen iğrenç demeyin deneyin), midye ve pirinç lazanya deneyebilirsiniz.

 
 
 
 

Ve Asakusa ara sokakta bir daha gitsem bulamayacağım, rehberimizin götürdüğü otonomiyaki restaurantı. Kyoto’da bahsetmiştim bundan ancak burada farklı olarak biz pişirdik otonomiyakimizi. Otonomiyaki aslında bir çeşit Japon mücveri.

Malzemeler aşağıdaki şekilde geliyor. Un, yumurta, deniz ürünleri (ahtapot, yengeç, karides), zencefil, taze soğan vs.

 

Sonra hepsini karıştırıyorsunuz.

Kızgın sacın üzerine bir miktar yağ döküp yaydıktan sonra pişiriyorsunuz.

İki tarafı da pişince üzerine soya sosu, barbeque sosu ve damak tadınıza göre başka sosları ekleyip afiyetle yiyorsunuz 🙂

 

Cuma, Cumartesi gecesi için içki içip takılabileceğiniz bir yer arıyorsanız Shimbashi merkezde (Nevizade benzeri) bir yere gidebilirsiniz. Sadece lokallerin olduğu bu bölge ilk bakışta çok tekin görünmese de ben bir sıkıntı yaşamadan tamamladım tatili.

Tokyo güzel bir şehir ve görülmesi gereken başka bir dünya. Fırsatınız olursa gitmenizi öneririm.

Diğer Japonya yazıları için;
 
 
 
 
 

Related Images

Leave a Comment