KAMBOÇYA – PHNOM PENH, SIEM REAP Gezisi

Uzun zamandır fotoğraflarına bakıp gitmeliyim dediğim yerlerden biriydi Kamboçya. Sonunda fırsatını buldum ve bu güzel ülkeyi görmeyi başardım. Türkiye’den maalesef direk uçuş olmadığı için Singapur Havayolları ile Singapur aktarmalı olarak Phnom Penh şehrine gittim. Uçuş oldukça rahattı ve sıkıntı yaşamadan Phnom Penh’e vardım. Tabii Singapur Havayollarını THY ile karşılaştırmam pek mümkün değil. Ben THY’yi genel olarak daha çok beğendiğimi söyleyebilirim.
 
Ben genelde uzak ülkelere gideceğim zaman oradaki bir tur acentası ile ilerlemeyi tercih ediyorum. Burada da Japonya’da olduğu gibi Backyard Travel ile planlamamı yaptım ve hiç pişman olmayacağım güzel bir tatil yaşadım, tavsiye ederim.
 
Öncelikle gitmeden önce yapılması gerekenlerden başlayacak olursam Kamboçya için vize gerekliliği var, kapıdan alabiliyorsunuz. Ancak kapıda vize kuyruğu beklemek istemezseniz önceden internetten e-visa alabilirsiniz, ki yaklaşık 15dk sürüyor. Ben e-visa almanızı öneririm, çünkü bu durumda Kamboçya’ya vardığınızda giriş işleminiz sadece 10 dk sürüyor.
 
Phnom Penh’e vardığımda, havalimanından çıkar çıkmaz binlerce kişilik bir insan konvoyu ile karşılaştım. İktidar ve muhalefet partileri ile ilgili yolsuzluk bilgilerini paylaşan Kem Ley isimli aktivistin öldürülmesi üzerine halk ayağa kalkmıştı. Ve binlerce insandan oluşan konvoy aktivistin cenazesini taşıyordu. Cinayetin kimin tarafından işlendiği belli olmamakla birlikte Kamboçya’da yarattığı etki inanılmazdı. Kamboçya’da halen sembolik olarak krallık devam etmekle birlikte asıl yetki başbakanın üzerinde. Ve halk arasında başbakanın ve hükümetin yapılan seçimlere usulsüzlük karıştırdığına inanılıyor.

Phnom Penh’de gidilmesi gereken yerler Wat Phnom Temple, National Museum, Royal Palace ve Mekong nehrinde bir bot gezisi. Çin’den başlayıp Myanmar, Tayland, Laos ve Kamboçya üzerinden geçip Vietnam’dan denize dökülen bu dünyanın en büyük 12. nehri gerçekten büyüleyici. Nehir aynı zamanda Amazon’dan sonra dünyanın biyolojik açıdan en çeşitli ikinci nehir sistemi.

Budizm etkisini Phnom Penh’de çok derinden görüyorsunuz. Halk oldukça dindar. Tanrılara yumurta, meyve vs gibi bilimum yiyecek malzemeleri hediye ediyorlar ve dileklerini Buddha’ya iletiyorlar. Özellikle tapınaklara girerken omzunuzu da örtecek kıyafetler giymeniz, kısa şortlar giymemenizi öneririm. Hava genel olarak oldukça sıcak olduğundan tapınak öncesi giyinip soyunma kısmı bir miktar yorucu olabiliyor elbette.

 
Mevsim olarak 2 sezonları var. Biri kuru sezon (Ekim-Nisan), diğeri yağışlı sezon (Mayıs-Eylül). Kuru sezonun içerisinde bir de soğuk dönem bulunuyor, burada sıcaklık 18-20 derecelere kadar düşüyor. Ben Temmuz’da gittiğim için yağışlı sezon sıcaklarına denk geldim. İlginç bir deneyim olduğunu söyleyebilirim. 40 derecede (hissedilen 45-47) dolaşıp ardından aniden bastıran muhteşem muson yağmurları ile ıslanıyorsunuz. Yarım saatlik yağmur sonrası hafif bir serinlik ve yine ardından gelen 40 derece sıcaklık. Kamboçya iklimi ikilemleri yaşatıyor size 🙂
 
Kamboçya ekonomisi pirinç ve kaju ihracatı üzerinden dönüyor, bunun yanı sıra tekstil fason üretiminde de oldukça fazla çalışanları var. Genel olarak halk oldukça fakir, çoğu evde buzdolabı olmadığı için sabah pazarları çok yaygın. Halk yiyeceklerini günlük olarak pazardan almayı tercih ediyor, çünkü saklama imkanları oldukça kısıtlı.
 
Kamboçya’da sokak yemekleri pek ilginizi çekmeyecek diyebilirim, zira hijyen konusundan pek emin olamıyorsunuz. Ama restaurantlarda güzel yemekler yemeniz mümkün. En favori yemekleri Fish Amok. Genelde muz yaprağında servis edilen bu yemek, körili balık olarak özetlenebilir. Oldukça lezzetli. Phnom Penh’de yemek için FCC otelin terasını önerebilirim. Yemekler ve manzara gerçekten çok güzel. Mekong nehrine karşı güzel bir yemek yiyip, içkinizi yudumlayabilirsiniz.
 
Gelelim Kamboçya diyince asıl görülmesi gereken yere, Siem Reap. Bildiğiniz ve duyduğunuz bütün güzel tapınakların olduğu bölge burası. Siem Reap oldukça turistik bir şehir, halkın genel geçim kaynağı da turizm. Öncelik olarak buradaki tüm tapınakları gezmek için Angkor bölgesi kartı çıkarmanız gerekiyor. Ben 3 günlük kart aldım ve tüm bölgeyi bu kart ile gezdim. Günlük kart ücreti 20 dolar, 3 günlük alırsanız 40 dolar.
 

Bölgenin en meşhur tapınağı büyüleyici Angkor Wat. Gerçekten etkileyici bir yer. Bölgede Khmerler döneminde 1 milyon insanın yaşadığı biliyor. Bölge seçimi tamamen Muson yağmurlarına bağlı olarak sulak olması nedeniyle seçilmiş. Khmer İmparatorluğunun yıkılmasında dönemsel olarak beklenenden az yağan Muson yağmurlarının etkisi olduğu söyleniyor. Bölge dönem içinde Hindu ve Budist bir çok imparator tarafından yönetilmiş. Buna bağlı olarak her gelen kendinden önceki heykelleri yıkarak ilerlediğinden, gördüğünüz Buddha heykellerinin bir çoğu sonraki dönemde yapılarak buraya koyulmuş. Şu an Kamboçya nüfusunun %95’i budist, %3’ü Müslüman ve %2 ‘si Hristiyan.

 

Diğer güzel tapınak Angkor Thom, kapısında sizi 4 gülen surat karşılıyor. İçeride Bayon tapınağı bulunuyor. Tapınak 3 kademeden oluşuyor, ancak 14yy sonrasında Hindu kral tarafından tüm Buddha heykelleri yıkılmış. 
Tomb Raider filmi ile meşhur olan Ta Prohm (Jungle) tapınağı ise sarmaşık ağaçlar ile kayaların içiçe geçtiği efsanevi bir görüntü. Gece görüntü bir miktar korkutucu olabilir. Geceleri maymunların tapınakta dolaştığı biliniyor.
Kamboçya’da tapınak gezmeye doyacaksınız. Görülmesi gereken diğer tapınaklar şöyle; Banteay Srei (Lady) tapınağı, Preah Ko tapınağı, Bakong tapınağı, Lo lei tapınağı. Bakong temple’ın hemen yanında öküz arabaları ile köyün içerisinde bir gezi de yapma fırsatınız oluyor. Öküz arabasında gezerken köy yaşantısına tanıklık ediyorsunuz. Güzel bir deneyim olduğunu söyleyebilirim.
Kamboçya’da görülmesi gereken bir diğer güzel yer de Tonle Sap gölü. Göl kuru ve yağışlı dönemde boyut olarak ve derinlik olarak ciddi fark gösteriyor. Kuru dönemde 1 metreye düşen derinlik, yağışlı dönemde 9 metreye kadar çıkabiliyor. Göl üzerinde yüzen evler bulunuyor, buradaki fakir halk genel olarak balıkçılıkla geçimini sağlıyor. Gölde yağmur mevsiminde balıklar ile birlikte timsahların da arttığı söyleniyor. Göl gezintisi sırasında timsaha rastlamadım ama rastlama ihtimaliniz de var tabii. Kuru ve yağışlı dönemler arasında göl sakinleri gölün derin olduğu bölgelere doğru göç ediyorlar. Yüzer evler gölün üzerinde yol alıp başka yere doğru gidiyorlar, gerçekten enteresan bir görüntü. Ev taşımanın bu kadar kolay olduğu başka bir ortam görmemiştim 🙂 Evlerde kanalizasyon ve elektrik yok sadece bazılarında jeneratör kullanılıyor. 

Siem Reap’ın en hareketli yerlerinden biri de gece pazarı ve Barlar sokağı. Alışveriş için gece pazarında çokca zaman geçirebilirsiniz, ardından da barlar sokağında içkinizi içebilirsiniz.

Siem Reap’ta iki tane güzel restaurant önerebilirim. Biri Asian Square restaurant, diğer ise özellikle güzel bahçesi ile Chanrey Tree restaurant. Öncesinde rezervasyon yaptırmanızda fayda var. Konaklama olarak ben Viroth’s oteli tercih ettim, otelin kendi adındaki Viroth’s Restaurant için de güzel duyumlar aldım ancak yeme fırsatım olmadı.

 
Kamboçya genel olarak etkileyici bir deneyim. Benim önceki deneyimlerime kıyasla halkın yaşamı açısından bana Afrika’yı, din ve Budizm etkisi ise bana Japonya’yı hatırlattı. Genel olarak Kamboçya’yı sevdiğimi söyleyebilirim. “Böyle bir dünya da varmış” dedirten cinste bir deneyim olarak özetlenebilir.
 
Benim Kamboçya sonrası turum Vietnam ile devam etti. Vietnam’a geçmeden belirtmem gereken bir diğer detay, Kamboçyalıların Vietnamlıları pek de sevmiyor olması. Nedeni tam olarak belirtilmese de, nedenleri arasında; uzun bir dönem Vietnam hakimiyetinde yaşamak durumunda kalmış olmaları, Vietnam’daki Kampuchea Krom bölgesinde yaşayan Kamboçyalı Khmerlerin geçmişi ve Kamboçya’lı olduklarının kabul edilmesi konusu ve tabii geçmişte Khmer’ler zamanının bölge hakimiyetini kaybetmiş olmanın verdiği zayıflama duygusu sıralanabilir.
 

Vietnam’da bana iletilen yorumlar, yaklaşık 2 milyon insanın ölümü ile sonuçlanan Çin destekli radikal komünist Kızıl Kmerler hareketinin Vietnam’ın desteği ile bastırılmış olduğu yönünde, konuyla ilgili okuduğum kaynaklarda da bu şekilde belirtiliyor. Kızıl Kmerler’in 1975-1979 arasında Kamboçya halkına bugün katliam adıyla anılan bir dönem yaşatması sırasında, katliamın durdurulması için Vietnam’ın aktif rol almasının iki ülke arasında iyi ilişkiler kurulmasına yardımcı olacağını düşünmüştüm aslında. Ancak Kamboçyalılar mevcut hükümetlerinin hala Vietnam yanlısı olduğunu iddia ederek bu durumdan şikayet ediyorlar ve Vietnam’ı sevmediklerini her yorumlarında iletiyorlar.

Kısacası konuyu tam olarak çözmek çok mümkün değil gibi 🙂 Sonuç olarak, komşu ülkelerle iyi anlaşamama olgusu Güney Doğu Asya ülkelerinde de belirgin bir şekilde var diyebiliriz sanırım 🙂

Her ne olursa olsun Kamboçya da, daha sonra anlatacağım Vietnam da kesinlikle görülmesi gereken yerler…

Keyifli geziler…

Related Images

Leave a Comment