KISA BALKANLAR – MOSTAR, SARAYBOSNA, KOTOR, DUBROVNİK Gezisi

Belgrad’da başlayan yolculuk kiralanan araç ile Mostar’da devam ediyor. Aslında yolculuğu Saraybosna’da bitireceğimiz için açıkçası aracı Saraybosna’da kiralayıp orada bırakmak istedik ancak Belgrad Saraybosna arasında mantıklı bir çözüm bulamadığımız için (tren, otobüs, uçak) arabayı Belgrad’dan kiraladık. Aklınızda bulunsun bu tip durumlarda aracı kiraladığınız ülkede/şehirde bırakacak şekilde plan yapmak maliyet açısından çok daha mantıklı oluyor.
Mostar, Bosna Hersek’te küçük bir şehir. Meşhur köprüsünü bilmeyen yoktur sanıyorum, gençler aşklarını ispatlamak, biraz da turistlere şov yapmak için bu nehre atlıyorlar. Şanslıysanız bir şova denk gelebilirsiniz, ben gelemedim maalesef. Mostar’da köprü ve çarşı dışında pek bir şey yok, oldukça küçük ve sevimli bir yer. Sadrvan restaurantta güzel ama turistik bir yemek yiyebilir, köprüye karşı cafelerde güzel Türk çayı içebilirsiniz.

Mostar aslında yarım günlük bir yer diyebilirim. Ben bu sebeple kısa Mostar turu sonrası planda olmayan bir Dubrovnik gezisi de yaptım. Aslında Dubrovnik’e daha önce şu gezimde gitmiştim. Bu sefer daha spontane oldu. Dubrovnik gerçekten çok güzel bir şehir. Her gittiğimde daha çok beğeniyorum. Özellikle sur içerisinde dolanıp, sokaklarda kaybolup, güzel cafelerde yemek yiyebilirsiniz.

Daha önce Budva’dan Dubrovnik’e giderken Kotor’dan geçmiş ve manzarasına hayran kalmıştım. Bu sebeple bu gezide bir geceyi Kotor’da geçirmek istedim. Kotor gerçekten muhteşem bir manzaraya sahip UNESCO koruma listesindeki bir koy. Ayrıca kalenin içerisinde minyatür bir sur içi bölümü mevcut. Dubrovnik’tekinin çok çok ufak bir versiyonu.
Burada özellikle Galion restaurant’ta deniz kenarında deniz ürünü yemenizi öneririm. Ben yedim, çok da beğendim. Kotor’da geçen bir gün sonrası ben yine yollara düşüp Bosna Hersek’e Saraybosna’ya gittim. Bu seyahatte oldukça fazla sınır kapısı ve gümrük geçtim. Sınır geçme kısmı çok keyifli olmasa da yolculuk yapma ve yollarda olma kısmı oldukça keyifli geliyor bana.
 
Gelelim Saraybosna’ya, öncelikle beklediğim şeyi pek bulamadım diyebilirim. Sanırım daha sıcak bir ortam bekledim Saraybosna’dan, ama insanlarda o sıcak ilgiyi pek de bulamadım. Tabii bunda insanların üzerine çökmüş savaş mutsuzluğu da etkin olabilir. Öyle değişik bir coğrafya ki baktığınız her yerde, her insanda savaşın acısını ve izini bulmanız mümkün. Bu kadar yakın geçmişte, bu kadar yakın bir dünyada bunların yaşanmasını insanın aklı almıyor gerçekten. Ve gerçekten yüreğiniz acıyor.
 

Bosna’ya Avrupa’nın Kudüs’ü deniliyor, bu gerçekten şehirde çok net görülüyor çünkü tüm dinler iç içe geçmiş ve insanlar şu an sıkıntısız bir şekilde birlikte yaşıyorlar. Cami ve kiliseler yan yana, şehirde ilerledikçe Müslüman köyü hemen yanında Hristiyan köyü, yanı başlarında ayrı ayrı Müslüman ve Hristiyan mezarlıkları görmeniz mümkün.

Gezmeniz gereken yerler Başçarşı ve çarşının içerisindeki çeşme, cami, bezistan gibi mekanlar. Çarşı gerçekten çok keyifli, burada Bosna kahvesinin (Türk kahvesine benziyor) ve Türk çayının tadına bakabilirsiniz. Bosna’da insanlar genelde etine dolgun, zira porsiyonlar oldukça büyük. En meşhur yemekleri burek (börek) ve cevapi (kebap). 
 

Cevapi için en çok önerilen yer, eski Galatasaray’lı futbolcu Tarık Hodzic’in çarşı içerisindeki lokantası. Ben öncelikle GS’li olduğu için reddetsem de sonunda yedim, güzeldi ama çok da bir olayını anlamadım açıkçası bu köftenin. Yalnız köfte kocaman bir pide ile geliyor, hepsini yerseniz sizin de etinizi doldurmanız mümkün. 🙂

Burek dedikleri börekler ise gerçekten muhteşem, Buregdzinica Bosna diye bir yerde yedim, ertesi gün de sac’da yapılan versiyonunu Sac Buregdzinica diye bir yerde yedim. İkisi de güzeldi ama sac’da olan daha bir güzeldi. Özellikle ıspanak ve patateslisini yogurt ile yemenizi öneririm. Bosna’ya gitmişken Cream shop’ta güzel trileçenin de tadına bakın derim.

Bosna için 1 gün bana  yeterli gelince, hemen yakındaki Skakavac şelalesine de gideyim dedim. Öncelikle gitmeden bilmeniz gereken bazı şeyler var 🙂 Şelaleye gitmek için araba ile oldukça sıkıntılı bir yol geçiyorsunuz, ardından yaklaşık 4 km orman içerisinde yürüdükten sonra (bu kısım biraz korkutucu olabiliyor), 950 metrelik dimdik bir yokuştan (yine orman içinde elbette) aşağıya şelalenin yanına iniyorsunuz. Ardından da aynı yoldan geri geliyorsunuz. Toplam 10 km ormanlık ve engebeli bir yolculuk. Özellikle 2 km’lik kısmı gerçekten düşme tehlikesi ve sinir harbi ile geçiyor. Şelale gerçekten etkileyici ama değer mi değmez mi konusu sizin ilginiz ile ve trekking istek ve becerinizle alakalı… Siz karar verin… 🙂 (Ayrıca ormanda ayı, yaban domuzu vb. hayvanlarla karşılaşma riskinizin olduğunu da gözönünde bulundurmanızda fayda var.) Yalnız sonunda içtiğim çorba çok güzeldi, dağ mantarlı.

Gezinin sonunda arabamıza taş atıp, sonra da “bize çarptınız” diye iddia ederek para koparmaya çalışan Boşnak arkadaşlar ile yaşanan kargaşayı ve arabayı teslim ederken “Eksik evrak varmış, sınırda sıkıntı yaşadık” dediğimiz Bosnadaki kiralama şirketinin “Belgeyi siz kaybettiniz” diye diretmesini saymazsak, Bosna keyifli bir yer aslında. 🙂

Related Images

Leave a Comment