KÜBA – Havana Gezisi

Vietnam kadar sevdiğim bir yer buldum sonunda. Orası yemek ve doğası ile büyülemişti, Küba insanı ve eğlencesi ile…

Detayları elbette yazacağım ama başlangıç olarak birkaç noktadan bahsetmeden duramayacağım. Bundan sonra “Obama Küba’ya gitti Küba bitecek, eski havası kalmayacak” falan diyen olursa ağzına vuracağım. Küba’dan aldığı puro ile romantik komünizm kahramanlık hikayeleri anlatmaya çalışanları dinlemeyin, orada insanlar gerçekten zor durumda . Ciddi anlamda maddi sıkıntı yaşıyorlar, bu sebeple kara borsa almış yürümüş. Şanslı olanlar küçük çaplı işletmeler açmışlar. Kimisi evinin odasını kiralamaya başlamış vs. Doktor maaşının 50-60 dolar , emekli maaşının 15 dolar olduğu bir yerden bahsediyoruz. Haa evet kendilerine ait marketleri var, oradan ucuza malzeme alabiliyorlar ama bu marketlerde sadece belli başlı temel ihtiyaç ürünlerinin karne ile ve limitli verildiğini söylemem lazım. Kübalılar bunun dışındaki herşeye turistlerin verdiği kadar ödüyorlar ki Küba hiç ucuz bir ülke değil.

Daha detay vermek gerekirse; ortalama maaş aylık $30. Kahve $2, bira $2,5, oradan hesap edin. Devletin karneleri marketlerindeki yiyecekler yetmediği, diğer marketlerden alışveriş yapmaya da para kalmadığı için karaborsa başlamış. İnsanlar 2-3 iş yapıyorlar ya da Amerika’ya kaçmaya çalışıyorlar. Daha önce dediğim gibi, şanslı olanlar kendi ufak işletmelerini açmaya çalışıyorlar. (Halkın küçük işletmeleri açma hakkı var, uygun bir vergi karşılığı 🙂 )

Bu aşağıdaki market Kübalılara özel olan market ve tahtada o dönem alınabilecek ürünler limitleri ve fiyatları yazıyor.

Küba’da sağlık ve eğitim ücretsiz. Ancak eğitim sonrası erkekler 2, kadınlar 3 yıl devlet hizmeti yapmak zorundalar (kendi işlerini yapamıyorlar yani) aksi halde diplomalarını alamıyorlar. Örneğin, bana şehri gezdiren rehber aslında Elektronik Mühendisliği okumuş, ancak 2 yıl devlette 20 dolara çalışmak istemediği için 1. yılın sonunda işi bırakıp rehber olmuş. Bu nedenle de diplomasını alamamış. Kadınlar neden daha uzun derseniz, erkeklerin aynı zamanda 14 ay da askere gitmesi gerekiyormuş. Toplamda aşağı yukarı aynı oluyor yani.

Aslında devrimden sonra Sovyetler Birliği çökene kadar Küba’da herşey çok ama çok iyimiş. Herkes hayatından gayet memnunmuş ve ambargo onları pek de etkilemiyormuş. Ne zamanki Sovyetler Birliği çökmüş ve yardımlar kesilmiş, Küba için sıkıntılar o dönem başlamış. Ekvador ülke başkanının konuyla ilgili bir yorumu çok etkiledi beni, ‘Eğer Küba’ya uygulanan ambargo Güney Amerika’da başka bir ülkeye uygulansaydı maksimum 1 ay dayanabilirlerdi’ demiş. Küba bu ambargo ile 60 yıldır yaşıyor…

Neyse belki de bu sebeple insanlar daha  yardımsever ve sıcakkanlı. Aç olduğunda yan komşunun kapısını çalma alışkanlığıyla başlamış herşey. Herkes birbirinin arkasını kolluyor. Gittiğim en güvenli yerlerden biri sanıyorum. Herkes gülüyor, neşe saçıyor, dans ediyor, her yerde şarkılar çalıyor. Bu şekilde görünce mutsuz ama neşeli kavramının ne olduğunu anlıyorsunuz. İnsanlarla konuşunca, ki ben yerel bir rehber ile anlaştığım için bütün zamanımı Kübalı insanlarla geçirdim, anlıyorsunuz ki eğleniyorlar, neşeliler, dans ediyorlar ama kafalarında hep bir mutsuzluk var, gelecek kaygısı var.

Çok doluyum konuyla ilgili de bence durum net aslında, fakirlik uç boyutta. Fidel’i seviyorlar, çok akıllı bir adam olduğunu, zamanında halk için yaptığı şeyin inanılmaz olduğunu vurguluyorlar. Ama artık değişen dünyaya ayak uydurmak gerektiğini düşünüyorlar. Raul’un daha yenilikçi olduğunu söylüyorlar. Raul’den sonrası için de beklentileri yüksek.

Neyse sonuç olarak bütün bu bilgiler ışığında Küba gezimi anlatmaya başlayayım. Ben Küba’ya Meksika’dan geçtim. Direk olarak Cancun’dan Havana’ya uçtum ancak THY’nin İstanbul’dan direk uçuşları da var. Havana havalimanı şehre bir miktar uzak, tercihen taksi ile şehir merkezine gidebilirsiniz. Yalnız havalimanından çıkmadan para bozdurmanızda fayda var. Saat 17:00 sonrası sadece bazı otellerde para bozdurulabildiği için ben sıkıntı yaşadım. Döviz bürolarının tamamı devletin olduğundan, çalışan memurlar 17:00’de kapatıp gidiyorlar. Bu arada Küba’da herhangi bir yerde sıra görürseniz, benim gibi “Amaaan 8 kişi var altı üstü, kaç dakika sürer ki?!” demeyin. 1 ila 1,5 saat arası sürebiliyor. Zira memur arkadaşlar çalışmak konusunda pek istekli değil. Euro al, Peso ver kavramı kaç dakika sürebilir diyorsunuz ama sürüyor. İçeri teker teker almalar (içerde 5 memur olduğu halde), bir kişinin işleminin 15 dakika sürmesi vs gibi nedenlerle sıra görünce kaçın derim. Mecbur kalmadıkça ben hiç sıraya girmedim, zaten sabırsız bir insanım. Rehbere neden bu kadar yavaş davrandıklarını sorduğumda, 1000 kişiye de, 10 kişiye de hizmet etse oradaki memurun ayda $20-25 kazandığını, bu yüzden de kendini zorlama gereği görmediğini öğrendim. Yorumsuz kalıyorum bu noktada…

Küba gezisi öncesi benim için bir muamma olan internet konusuna da açıklık getirmek isterim. Ülkede yavaş da olsa internet var. Ancak internete sadece varsa otelinizde ya da bazı meydanlardaki wifi noktalarında ulaşabiliyorsunuz. Wifi’a bağlandıktan sonra bir kullanıcı adı ve şifre girmeniz gerekiyor. Bunun için de Telekom benzeri bir yerden wifi kartı almanız gerekiyor. Kart 1 saatlik kullanım için $1,5. Ama bu kartı almak için yaklaşık 1-1,5 saat sıra beklemeniz gerekiyor. Ya da kara borsadan $3 a alabiliyorsunuz. Ben karaborsayı tercih ettim. Bulmuşken birkaç saatlik almanızı öneririm çünkü internet hızı olarak kafanızda burada kullandığınız 1 saatlik internet gelmesin. Küba internetinde 1 saatte yapabilecekleriniz oldukça sınırlı.

Gelelim Havana’ya, Havana çok keyifli bir şehir. Aslında şehir merkezi size Dolapdere havası veriyor. Ben tam merkezde bir casa’da kaldım. Casa olayı Küba’da çok meşhur. İnsanlar turistlere evlerinin 1-2-3 ne kadar oluyorsa odasını kiralıyorlar. Benim kaldığım casaların hepsi (Havana, Trinidad) çok temiz, merkezi ve güzeldi. Ayrıca casa Kübalı aileleri yakından görmek ve gözlemlemek için de çok iyi bir fırsat. Bu nedenle yine gitsem yine casada kalırım. Hem de devlet yerine ailelere para kazandırma fikri bana iyi geldi açıkçası.

Havana Dolapdere havası veriyor dedim evet görüntü olarak insana çok güvensiz geliyor. Ben rehber ile konuyu konusunca rahatladım açıkçası. Gönül rahatlığıyla gece çıkabilir ara sokaklara dalabilirsiniz. Sanırım şu ana kadar kendimi en güvende hissettiğim ülkelerden biri oldu Küba. Korkmayın, Avrupalı görsel duygularınızı unutun ve karanlık ara sokaklara girin 🙂

Havana’da ne yapacaksınız?

  • Ara sokaklara dalıp hemen her yerde şarkı söyleyip salsa yapanlara eşlik edeceksiniz
  • Amerikan arabaları ile güzel bir Havana turu atacaksınız
  • Bol bol Mojito ve Daiquiri içeceksiniz
  • Şehrin güzel meydanlarında tur atacaksınız (Plaza de Armas, Plaza de San Francisco, Plaza Vieja)
  • Hemingway’in izinde bar turunuzu tamamlayacaksınız
  • Devrim meydanına gidip Che ve Camilio görselleri önünde fotograf çektireceksiniz
  • Obispo caddesinde hediyelik eşya turuna çıkacaksınız

Plaza de Armas

Yukarıdan Havana

Hemingway’in Küba’daki etkisi oldukça yüksek, kendisini Küba’yı o kadar çok sevmiş ki hayatında uzunca bir kısmı burada geçirmiş. Floridita isimli bar Hemingway’in gelip Daiquiri içtiği bar. Bence biraz fazla turistik, gidip şovu izlemekte fayda var ama ben çok da bir olayını göremedim. Ara sokaktaki La Bodeguita Del Medio ise söylenene göre Mojio’nun doğduğu yer, Hemingway de mojitosunu hep burada içermiş. Gece önünde bir sürü insan ellerinde mojitolarla dans ediyor. Tabi ki salsa yapıyorlar. Gidip o havayı teneffus edin derim.

Devrim meydanı Küba fotograflarında görmeye alıştığınız o Che figürü ile hatırlayacağınız yer. Che’ye Santa Clara’yı anlatırken ayrı bir yer açacağım ama buraya gelmişken adı az bilinen Camilo’dan bir bahsetmek istiyorum. Devrim boyunca hep Castrolar ve Che ile birlikte olan, hatta Santa Clara’da Batista’ya karşı son savaşı Che ile birlikte veren Camilo, devrim sonrası Fidel ile fikir ayrılığı yaşıyor. Sistem ile ilgili yaşanan bu ayrılık sonrası Camilo uçağa biniyor ve Havana’ya doğru yol alıyor. Ancak Camilo’nun uçağı bilinmeyen bir yere düşüyor ve bir daha kendisinden haber alınamıyor. Beni devrimde en çok etkileyen adamlardan biri Camilo. Garip olan enkazın bulunamamış olması… Camilo nerede bilen yok. Kimisi Amerika’ya kaçtı diyor, kimisi öldürüldü ve yok edildi diyor. Sonuçta komplo teorisi çok. Benim için de bir teori daha akla yakın geldi tabii ama gerçeği bilme imkanımız hiçbir zaman olmayacak belli ki… Devrim ve Küba’da yaşananlara ilgiliniz varsa Cuba Libre Story isimli belgeseli izleyin derim.

Havana’nın en eski otellerinden biri olan Nacional Otel bugüne kadar bir çok ünlüye ev sahipliği yapmış. Orada kalan ünlülerin (çoğu siyasetçi) fotoğraflarını inceleyip güzel bir mojito içmek için gidip görebilirsiniz.

Ben Küba’da genel olarak yemekleri çok sevdim. Öyle çok çeşit beklemeyin ama yediğiniz herşeyin taze olduğundan emin olabilirsiniz. Sebzeler, deniz ürünleri en çok kullanılan malzemeler. Restaurant önerilerim;

La Imprenta, Parador los Mercaderes, taverna havasında olsun derseniz Cafe Taberna ve bar müzik olsun derseniz Cafe Paris. Ufak örnekleri şöyle vereyim:

Ben Havana’dan sonra, önce puroların peşinde Vinales’e, sonra ise Santa Clara ve Trinidad’a gittim. Onlar da bir sonraki yazıda 🙂

Keyifli geziler…

Related Images

Leave a Comment