KÜBA – Vinales, Santa Clara, Trinidad Gezisi

Havana’da geçirdiğim 3 güzel gün sonrası puroların dünyasına, tütün tarlalarıyla meşhur Vinales’e doğru yol alıyorum. Burada ek bir bilgi vermekte fayda var sanıyorum. Küba’da şehirlerarası yolculuk için birkaç seçeneğiniz var. Otobüs ile gidebilirsiniz, taksi ile gidebilirsiniz, başkaları ile paylaşabileceğiniz taksiler ile gidebilirsiniz. Otobüs  fiyat olarak çok uygun ancak konfor ve zaman açısından gerçekten sıkıntılı bir seçenek. Kendiniz pazarlık ederek taksi ayarlayabilirsiniz. Ya da başkaları ile taksi paylaşabilirsiniz. Hemen her şehirde bu taksi şoförlerini kolaylıkla bulacaksınız. Dikkat etmeniz gereken şey taksinin klimasının olduğundan emin olmak, bir de marka model kontrolü yapmanızda fayda olabilir. Çok yolda kalma hikayesi duydum açıkçası…

Gelelim Vinales’e, Vinales muhteşem doğası ile beni büyüledi diyebilirim. Burada birçok turist at turu satın alıp bölgeyi at ile geziyor, ben araba ile gezmeyi tercih ettim ama at da denenebilir sanki 🙂

Küba purosu meşhur biliyorsunuz. Vinales’teki yerel işletmeciler ürettikleri tütünün %90’ını devlete veriyorlar. Devlet bu tütünlerden ürettiği purolara Cohiba, Montecristo, Romeo y Julieta gibi etiketleri basarak tüm dünyaya satıyor. Yerel üreticiler ise kalan %10’u markasız olarak satma hakkına sahip. 

Tamamen organik olan ve hiçbir şekilde katkı maddesi kullanılmayan bu purolardan ben bir miktar aldım elbette. İşletmede anlatılana göre tütünlerin üst yaprakları güneşi daha çok gördüğü için en sert içimli purolar üst yapraklardan yapılıyormuş. Cohiba bu tip purolardan. Orta sertlikteki purolar tütünün ortadaki yapraklarından (Montecristo), en hafif içimli olanlar ise en alt yapraklardan yapılırmış (Romeo y Julieta). Benim aldıklarım Che’nin de favorisi olan Montecristo No.4 (4 numara puronun boyu ve kalınlığını ifade ediyor) Ayrıca Che puroyu önce bala batırır öyle içermiş. Orada bir denemesini yaptım, oldukça iyiydi 🙂

Yapraklar toplandıktan sonra işletmenin hazırladığı bir sıvıda kurumaması için fermente ediliyor. (Genelde içinde bal, konyak vs oluyormuş) Fermentasyon işlemi sonrası yaprakların ortasındaki kalın damarı çıkarıp atıyorlar, çünkü nikotinin burada biriktiğini söylüyorlar. Fazla nikotin de atıldıktan sonra kalan yapraklar el becerisi ile hızlıca sarılıyor ve el yapımı %100 organik Küba purolarınız hazır. 🙂 Ben zaten dünyanın her yerinde aynı ücrete bulunabilen markalı purolar yerine bu orjinallerden almayı tercih ettim.

 

Tütün tarlaları gezisi sonrası, Vinales merkezinde rengarenk evler arasında dolaşıp küçük çarşıdan hediyelik eşyalar alabilirsiniz.

 

 

 

 

 

 

Vinales yolu üzerinde Indian Cave denilen bölgede, (Yerlilerin Mağaraları) eskiden yerlilerin yaşadığı mağaraları gezme şansınız var. Öncesinde uzunca bir süre sıra beklemeniz gerektiği için (ki sıra beklemek Küba’da yaptığınız herşeyde karşınıza çıkacak bir gerçek) gitmeniz ne kadar şart çok emin değilim.

Küba’da en önemli besin kaynağı şeker kamışı. Şeker, bal, rom gibi malzemeler şeker kamışından yapılıyor. Şeker kamışı suyu ayrıca içilebiliyor. Hazırlaması oldukça zahmetli ama tadı güzeldi.

Küba’da görülmesi gereken bir diğer yer de Trinidad. Ben Trinidad’ı çok sevdim açıkçası. Rengarenk evler, güzel sokaklar, hareketli bir meydan (Plaza Mayor) ve hemen her yerde dans eden eğlenceli insanlar. Bana Küba’da olduğumu daha da bir hissettirdi Trinidad. Küba’ya gittiyseniz Trinidad’a uğrayıp güzel sokaklarda gezmeden, alışveriş yapmadan ve Casa de la Musica’da müzik dinleyip, muhteşem dansları izlemeden dönmeyin. 1 dolar gibi bir ücretle girebildiğiniz açık hava mekanında sahnenin karşısında bir masaya oturun, siz içkinizi yudumlarken dansçılar gelip geçsinler önünüzden. Tabii kalkıp salsa yapmak her zaman serbest 🙂

Trinidad çevresi insanı doğası ile büyülüyor, bu muhteşem doğaya karşı zipline yapma imkanınız da var. Macera sevenlerdenseniz deneyebilirsiniz.

Trinidad Havana arasında bir yerden bahsedeceğim şimdi size. Küba’ya gittiğimde siyasi anlamda en çok Che’den bahsedileceğini düşünmüştüm aslında ama gelin görün ki Küba’da Che turistik bir değer olarak çok önemli olmakla birlikte, Che’nin insanların hayatında Fidel kadar yeri yok. Uzun yıllar Castro yönetiminde hayatlarını geçirdikleri için siyasi figür olarak ünlü olan tabi ki Fidel. Ancak Che’nin çok ama çok değerli olduğu bir yer var, Santa Clara. Hatta buraya Che’nin şehri diyorlar. 

Burada Che’nin anıtı ve müzesine kesinlikle gitmenizi öneririm. Müzede Che’nin hayatına bir yolculuk yapma imkanı buluyorsunuz, sonra da mezarını ziyaret edebiliyorsunuz.

Che’nin Küba devriminde rolü büyük. Arjantinli olan Che ülkesinde diş hekimliği okurken bir yaz tatilinde motosikleti ile Güney Amerika turuna çıkıyor ve buradaki halkın fakirliği onu çok etkiliyor. Kafasında bir çözüm yolu ararken Fidel’in Küba devrimi planından haberdar oluyor. Arjantine dönüp okulunu bitirdikten sonra Meksika’ya gidip Fidel ile tanışıyor ve hekim olarak devrim hareketine dahil oluyor.

Fidel’in Meksika’da ne işi vardı derseniz, Fidel devrim yanlısı hareketleri nedeniyle 1953 yılında tutuklanarak cezaevine koyuluyor. Halkın baskıları sonucu hükümet Fidel’i hapisten çıkarıp Meksika’ya sürgüne gönderiyor. Fidel ise orada ekibini kurup Küba’ya devrim için geri dönüyor.

Che ise hekim olarak girdiği devrimde sonradan eline silahı da alıyor elbette. Devrimin son çatışması Santa Clara’da gerçekleşiyor. Aşağıda Che’nin Batista’nın askerlerini ve silahlarını taşıyan treni pusuya düşürdüğü alanı görebilirsiniz. Bu alan şu anda açık hava müzesi olarak ziyaretçilere açık. Bu çatışmada Che ve emrindeki arkerler aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz küçük bir iş makinesi ile rayları sökerek treni raydan çıkartıyorlar. Ve ardından trene saldırıyorlar. Büyük bir güçle karşı karşıya kaldığını sanan Batista’nın askerleri (yaklaşık 400 asker) silahlarla birlikte teslim oluyorlar. (Bu arada Che ve ekibi sadece 18 kişi…) Bu savaşın sonu oluyor ve ertesi gün Batista ülke dışına kaçıyor. Bu nedenle Santa Clara’nın devrimde, Che’nin de Santa Clara’da etkisi büyük.

Devrim sonrası hükümette çalışmakla birlikte bir noktada asıl amacı olan Güney Amerika’daki tüm ülkeleri özgürleştirme ülküsüne geri dönüyor Che. (Kendisinin bir Arjantinli olduğunu unutmamak lazım.) Fidel ise sadece Küba halkının özgürlüğünü amaç edindiği için devrime diğer Güney Amerika ülkelerinde de devam etme taraftarı değil. Bu nedenle Che ile yollarını ayırıyorlar, CIA’den kaçan Che kılık değiştirip ailesine veda ederek Bolivya’ya geçiyor. Ve burada devrim için savaşırken yakalanıp infaz ediliyor. Etkileyici bir gaye ve hikaye olduğu kesin. Müze de bu duyguyu size fazlasıyla veriyor. Neye inanıyor olursanız olun çok etkileneceğinizi garanti edebilirim. 

Che’yi ve devrimi anlamak adına, Santa Clara, “gitmeden dönmeyin” diyeceğim yerlerden biri.

Bu arada Che ve ailesi ile ilgili kısa bir hikayeyi de anlatmak isterim. Che’nin oğlu küçükken kendisinden bisiklet istiyor, Che de Küba’da tüm çocukların bisikleti olana kadar ona bisiklet almayacağını söylüyor. Peki hayatını bu şekilde yaşamış ve ölmüş adamın oğlu şu an ne yapıyor? Che’nin ailesi halen Küba’da yaşıyor ve oğlu Harley Davidson motosiklet kulübü başkanı 🙂 Paradox denilen böyle bir şey sanırım, Ernesto Rafael Guevara de la Serna’nın (Che’nin uzun adı) kemikleri sızlıyor mudur acaba? 🙁

 

YEME İÇME

Bu kadar gezinin sonrasında Trinidad’da yediğim güzel birkaç yemekten de bahsetmeden geçmeyeyim. Daha önce de söylediğim gibi Küba’da yemekler gerçekten çok güzel. Aşağıda Trinidad’daki San Jose restaurantta yediğim iki çeşit deniz ürünü tabağı görüyorsunuz. İkisi de gerçekten muhteşemdi. Yanda tabi ki vazgeçilmez siyah fasulyeli pilav var. Bu, Küba’nın yerel yemeği, hemen her yemeğin yanında veriyorlar ve gerçekten çok lezzetli.

Bir de öneri ile gittiğim Real restaurant var, o da beni hiç pişman etmedi. Karides ve ıstakoz muhteşemdi, fiyatlar da oldukça makuldü. Yemek yerken Jazz dinleme  imkanı da cabasıydı 🙂

 

Trinidad’da güzel de bir kahve keyfi yapmak isterseniz küçük, butik ama çok güzel kahveleri olan Cafe Don Pepe’yi denemenizi öneririm.

Küba bende çok farklı dünyalar açtı. Afrika ve Vietnam gibi bende başka dünyalar da varmış hissi yarattı. Umarım siz de gider ve en az benim kadar keyif alarak gezersiniz. Ama Küba’yı bir yerelden dinlemenizi şiddetle öneriyorum. Aksi halde gördüğünüz yerleri ve olayları netlikle anlamanız pek mümkün değil. Sadece “Aaaa ne kadar fakirlermiş” deyip dönmemek ve insanları, yaşamları iyice anlamak adına yerel rehber çok önemli.

Keyifli geziler…

 

Related Images

Leave a Comment