Tanzanya – Zanzibar Gezisi

Ve Nairobi Masai Mara, Arusha Ngorongoro sonrası sıra deniz tatilinde, Zanzibar’a Precision Air ile uçuyoruz. Çok parlak olduğu söylenemez ama beklediğimden iyi bir seyahat. Yaklaşık 1 saat sürüyor. Zanzibar büyüleyici bir yer, deniz, kum, güneş, eğlence, yemek ne arıyorsanız buluyorsunuz burada.

 

 
Otelimiz Z Hotel adanın kuzeyindeki Nungwi bölgesinde. Havalimanından otele gitmemiz yaklaşık 1 saat sürüyor. Nungwi beachlerin olduğu bölge, bunun dışında önerilebilecek bir de Kendwa bölgesi var. O bölgeye de gittik orası biraz daha güzel geldi bize. Kendwa Rocks isimli oteli özellikle önerebilirim. Bir daha gitsem Kendwa’da kalırım sanıyorum.
 

Nungwi plajları gerçekten çok güzel, otelin hemen önünde denize girebiliyoruz. Deniz muhteşem, kumsal ayrı güzel. Masal dünyası gibi bir yer burası. Baobab Beach bizim en beğendiklerimizden biri oldu. Ada genelde İtalyan ve İngiliz turist ağırlıklı.

 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 

 

 

 

 

 

Yemek için Nungwi’de Amaan Bungalows ve Mangis Restaurant’ı seçiyoruz. Şehir merkezinde (Stone Town) ise Africa House ve Maru Maru restaurant’ı deniyoruz. Tercihimiz hep deniz ürünü, hiç pişman olmuyoruz. Zanzibar baharatları ile meşhur bir ada, bu nedenle bütün yemekler baharatlı ve muhteşem. Baharat sevmiyorsanız bir miktar sıkıntı olabilir ama bence denemenizde fayda var. Yiyip de beğenmediğim hiç bir şey olmadı.

 

 

 

 
Africa House, Zanzibar merkezde (Stone Town diye geçen bölge) turistler tarafından çok tercih edilen bir otel, restaurant. Çünkü oradan güneşin batışı izlemek gerçekten efsanevi bir deneyim. Güneşin batış saatine yakın bir zamanda gidip önlerde bir yer bulmanızı ve kokteylinizi yudumlarken güneşi izlemenizi öneririm. Yalnız tahmin edeceğiniz gibi tam o saatlerde gerçekten çok kalabalık oluyor. Biz yaklaşık yarım saat önce gidip en öne kurulduk, baya memnun kaldık 🙂 Aşağıda çektiğim fotoğrafta herhangi bir oynama yok, düzenleme yok. Çıplak gözle de aynen bunu görüyorsunuz işte…

 

 

 

 

 
Güneşin batışını izlediğimiz akşam, yemeği Stone Town’da yiyelim dedik, Google Maps’te restaurant ararken garip davranışlarımızı fark eden bir Zanzibar’lı yardımcı olabilir miyim dedi. Söyledik aradığımız yeri, bizi götürebileceğini iletti. Adam önde biz arkada Zanzibar sokaklarında ilerledik. Garip bir güven duygusu geliyor orada insana, ya da yapacak başka bir şey yok. Şükür ki Zanzibarlılar bizi hiç yanıltmadı 🙂 Çok cüzzi bir bahşiş ile size yardımcı oluyorlar. Maru Maru isimli restauranta bu şekilde gidiyoruz. Restaurant aynı isimli otelin terasında, canlı müzik de var. Hint şarkıları başlıyor bir süre sonra, yanımızdaki Hint asıllı İngiliz amca ve teyzeler dans etmeye başlıyorlar, sayelerinde biz de çok eğleniyoruz. Birlikte dans ediyoruz.
 

Zanzibar rehberimizin adı Yahya, memnun kalmadığımız tek rehber o oluyor zira kendisi ile pek anlaşamıyoruz. Bunda İngilizce bilgisi kadar zeka seviyesinin de etkisi yüksek. Allahtan Zanzibar’da rehberlik çok işimiz yok, genel olarak kendimiz takılıyoruz.

Biz Stonetown’da pek durmadık açıkçası, gündüz kapıları gördük, UNESCO dünya kültür mirasında yer alan dar sokaklarda dolandık ve biraz alışveriş yaptık. Alışveriş olarak türlü hayvanlar, şallar, baharatlar ve tabi ki kahve almadan dönmemeniz gerekenlerden.

 
 
 
Adada gece hayatı oldukça hareketli. Perşembe akşamları Nungwi Cholos isimli mekanda kumsal partileri oluyor. Gidip bir kaç bira içmenizi tavsiye ederim. Müzik de gayet güzeldi. Ayrıca yine Nungwi’de Mangi Bar’da güzel müzik ile bira içebilirsiniz. Bir de dolunay zamanında (ki malesef biz 1 gün ile kaçırdık) Kendwa Rocks’ın plajında Fullmoon partileri oluyormuş. İnsanlar tatillerini bu partiye göre ayarlayıp geliyormuş, çünkü plajda 1000 kişi falan oluyormuş. Denk gelirseniz kaçırmayın.
 
Biz bir gün Snorkel turu ve Prison Island gezisine gittik. Snorkelde çok tatmin olduğumu söyleyemeyeceğim evet balık, vatoz, deniz kestanesi falan gördük ama Sharm ile karşılaştırma ihtimalim yok. Bence yapmasanız da olur. Prison Island ise geçmişte adından da anlaşılacağı gibi hapishaneymiş, şimdi ise devasa kaplumbağalara ev sahipliği yapıyor. Kaplumbağaları gittik, gördük. Ne ifade ediyor derseniz bence saçma bir tur olmuş, ciddi bir kaplumbağa sevginiz yoksa bence gitmeyin. Ama adanın önündeki iskele manzarası gerçekten görülmeye değer.

 

 

157 yaşında antik bir arkadaş…

 

Prison Cafe Bar 🙂

Prison Butik 🙂

Snorkel gezisini yaptığımız günün diğer yarısında Spice Tour denilen bir tura gittik.

 
Spice Tour deyince benim aklımda Mısır Çarşısı gibi bir şey oluşmuştu açıkçası. Pek de niyetli değildim o yüzden başta. Ama gittiğim şeyin bununla alakası yoktu. Bence çok ama çok akıllıca bir turizm olayına girişmiş Zanzibar’lılar. Küçük çiftlikler kurmuşlar, bu çiftliklerde adanın içinde bulunan tüm ağaçlardan az sayıda bulunuyor. Sizi alıyorlar ve tek tek ağaçları ve meyveleri gezmeye başlıyorsunuz. Yaprakları koklayıp ağacın ne ağacı olduğunu bulmaya çalışıyorsunuz, daldan koparıp meyveleri yiyorsunuz, bazı ağaçlardan koparılan parçalarla kolye yapıp takıyorsunuz gibi gibi. Sonuçta yaklaşık 2,5-3 saat muhteşem bir deneyim yaşayıp ormandan çıkıyorsunuz. 🙂 Zanzibar’a gidip Spice Tour’a gitmeden aman ha dönmeyin, şimdiye kadar yaptığım en enteresan geziydi.
 

Ortam Amazon ormanı gibi…

 

 

 

Limon ağaçları

Lipstick meyvesi, içindeki küçük taneleri ezip dudağınıza sürünce kırmızı bir rujunuz oluyor.

 

 
Tropik meyveler her yerde 🙂

 

 

 

İki dakikada yapılan kolyem

 

Kahve çekirdeleri, meşhur Tanzanya kahveleri işte buradan geliyor 🙂

 

 

Tarçın ağacına kraliçe ağaç diyorlar. Kabuğu bildiğiniz tarçın, yapraklarını (bambaşka bir kokusu var) yemekte kullanıyorlar, kökü ise bildiğiniz Vicks krem kokusu, burnunuza çektiğinizde direk burun açıcı etkisi var. Kök, yaprak ve gövdesi bambaşka kokular ile başka işlere yaradığından kraliçe olduğuna kanaat getirilmiş. Bence hak etmiş.

Kral ise karanfil, en çok o yetişiyormuş ve tüm dünyaya ihraç ediyorlarmış. Ticari bir krallık yani 🙂

Baharatlar devam 🙂

 

 
Vanilya ağacı
 
Ananas bu şekilde yetişiyor, 1 ağaçta 1 tane ve yılda sadece 1 tane
 

Star Fruit (Yıldız Meyvesi), henüz tam olmamış, oldukça ekşi ama çok güzel.

 
 
Aloe Vera

Ağacın gövdesine attığı kesik ile aldığı küçücük sıvıyı eline sürüyor rehberimiz, bahsi geçen sıvı bir kreme dönüşüyor, yara ve yanık tedavisinde kullanılıyormuş.

 

Kakao işte bu meyvenin içerisinde yetişiyor. Dışındaki beyaz bölge oldukça tatlı, şeker gibi emebiliyorsunuz.

 

 

Zanzibar Müslüman bir ülke ve içki yasak. Ama muskat kaynatılıp içildiğinde benzer bir sarhoşluk etkisi oluyormuş ve genelde bunu içiyormuş orada insanlar. Ayrıca muskatın kadınlarda afrodizyak etkisi varmış. Rehberimizin dediğine göre zencefilin de erkeklerde benzer etkisi varmış. O yüzden adanın her yerinde çocuklar olduğunu iddia etti 🙂

 

 

Muz ağaçları çok çeşitli, bir çok farklı cins muz var. Kimisini pişirip, kimisini çiğ yiyorlar.

 

 

Biz ormanda dolanırken, bu küçük kız salıncağa binmeye çalışıyordu. Başında başörtüsü, sırtında okul çantası yaklaşık yarım saat debelendi salıncak tepesinde. 🙂

 

 

Hakuna Matata? 🙂

 
Çok güzeller…

Hindistan cevizi ağaçları yaklaşık 40 m uzunluğunda, ayaklarına şu aşağıda gördüğünüz sonsuzluk işareti şeklindeki halatı (muz yaprağından yapılan halat) bağlayıp başlıyorlar tırmanmaya ve tepeye kadar çıkıyorlar. Ben de deneyeyim dedim, 10 cm çıkabildim 🙂 Baya zor bir şey. Yukarı çıkıp bir de şov yapıyorlar size Hakuna Matata şarkısını söyleyerek. 🙂

 

 

 

Tepeden bir hindistan cevizi de iniyor elbette, hemen orada içiyoruz.

 

 

 

Tüm tur bitince kafamıza taçlar, elimize çantalar, kolyeler yüzükler takıyoruz ve meyve yemek üzere aşağıdaki bölüme gidiyoruz. Soydukları meyvelerden getiriyorlar, afiyetle yiyoruz. Ardından baharat alışverişimizi yapıyor ve turu tamamlıyoruz.

Bu muhteşem deneyim sonrası yine denize gidiyoruz tabi ki 🙂

Denizin en çok dikkat çeken şeylerinden biri de gel-git. Hep adını duyduğunuz şeyi burada yakınen görüyorsunuz. Evet deniz bir var, bir 1 km ötede. Ara ara gidip geliyor. Gidince tabandaki mercanlar açığa çıkıyor. Kadınlar gelip yosunların arasından balıkları topluyorlar. Deniz varken de ağ ile topluyorlar, tam olarak ne yaptıklarını anlayamıyoruz aslında 🙂 Ama gelgit değişik bir olay, denizin içinde kumda kalıyorsunuz bir anda, tekneler kumda kalıyor. Çok keyifli. Bir ara kısa bir yağmura yakalanıyoruz, herkes denize atlıyor. Zanzibar’lı gençler de plajda dans şov yapıyor 🙂

 

 

 

 

 

 

 

Dans şov 🙂

 

Balık tutma çalışmaları

 

 

Deniz, güneş, kum, eğlence, yemek ve gezi sonrası Zanzibar’a veda zamanı… Üzgünüz ama bir yandan da artık evimize gitmek istiyoruz. Önce uçak ile Zanzibar’dan Dar’a gideceğiz, ardından Dar’dan İstanbul’a. Zanzibar havalimanında otobüse binip uçağa gidiyoruz, apronun ortasında iniyoruz, uçak yok. Uçak o sırada iniyor. Biz koltuklara oturup uçağın inip önümüze park etmesini bekliyoruz 🙂 Hayatımda ilk defa uçak bana geldi, çok özel hissettim kendimi 🙂

 

 

 

Dar’a uçuşumuz 15 dk sürüyor. Uçağımız öncesi yaklaşık 8 saatimiz var. Bu nedenle bir restauranta gitmek istiyoruz ama o sırada elimizde 2 bavul, 3 sırt çantası, 2 poşet ve 1 zürafa var 🙂 (Evet Afrika’dan dönüyoruz, zürafa almadan mı dönseydik yani 🙂 ) Bütün o eşyalarla bir taksiye biniyoruz, niyetimiz restaurantta bir kenara bırakmak. Gideceğimiz yer öneri üzerine bulduğumuz Cape Town Fishmarket. Taksici halimize acıyor, tatlı bir amca. Diyor ki siz yemeğinizi yiyin ben sizi beklerim, havalimanına geri götürürüm. Biz bütün eşyaları 5 dakikadır tanıdığımız adamın arabasına bırakıp gidiyoruz. 4 saat sonra geri geliyoruz ve o hala orada bizi bekliyor. (Arada bir çıkıp kontrol ediyoruz tabii). Gidiş-dönüş taksi parası ve bir miktar da bekleme için ödeyip geri dönüyoruz. Dakikalarca teşekkür ediyor, çünkü beklemek için para istememişti aslında.
 

2 bavul, 3 sırt çantası, 2 poşet ve bir zürafa (uzun olan 🙂 )

Bu arada Cape Town Fishmarket çok güzel bir restaurant, deniz kenarında menü ağırlıklı balık (haliyle) ve susi. Biz çok memnun kalıyoruz. Tavsiye ederim. Yemeğin üzerine yine restaurant’ın bar kısmında Klimanjaro biranızı da için yalnız.


Ve İstanbul’a 7 saatlik bir uçuş sonrası dönüş ve turumuzun sonu… 🙂

 

 
Sözün özü, Afrika bambaşka bir deneyim… Afrika başka bir dünya… Diyorsunuz ki; hayır dünya aslında o kadar da küçük değil, dünya onu sizin küçük bıraktığınız kadar küçük. Siz büyütmek istedikten sonra gidecek çok yer, yiyecek çok yemek, tanıyacak çok insan var… Gidin, görün, tanıyın. Dünya üzerinde görülebilecek yerler listenizi genişletin, ufkunuzu açık tutun, uzaklara bakın, kalıplarda sıkışmayın… Ben şimdi ölsem mesela sanırım en çok “Daha şurayı görmemiştim” diye üzülürüm. Bu duyguyu azaltmak için ölmeden önce görülecek yerler listemi sürekli güncel tutuyor ve oraları görebilmek için elimden gelen her fırsatı değerlendiriyorum. Tavsiye ederim, siz de yapın 🙂

Hakuna Matata! 🙂


Bu gezinin magneti şu;
Yatayım, dinleneyim, gezeyim, eğleneyim ve Hakuna Matata demeyi unutmayayım diye… 🙂

Related Images

Leave a Comment