Yunanistan – Atina Gezisi

Eveeet gelelim komşuya… Atina görülmesi gereken bir şehir. Şehirde hem tarih koklayabilir, hem doyasıya yemek yiyebilir, hem denize girebilir, hem sıcakkanlı insanlar ile muhabbet edebilirsiniz. Tabi bir boğaz olsun, efendim bir boğaz köprüsü yok, o ayrı mesele :))

Şehrin merkezi Syntagma olarak geçiyor ve bir çok yere metro ağı ile bağlanıyor. Ayrıca Plaka ve Monastiraki de uğramadan dönmeyeceğiniz merkezler. (Bu arada bunların hepsi dip dibe olduğu için zaten birine gidince diğerini görmemeniz mümkün değil. 🙂 ) Biz Omonia diye başka bir merkezde kalmıştık. Plaka’ya, Syntagma’ya çok yakındı, metro dibimizdeydi ancak sanki geceleri biraz tedirgin edici bir yerdi…

Monastiraki’de bulunan Flea Market her daim kalabalık bir pazar yeri. Pazarda her tür hediyelik eşya, kıyafet vs bulunabilir. Tarih şehrin içinde olduğu için Flea market’e bir kaç yüz metre uzaklıkta meşhur “Tower of Winds” görülebilir. Bu Mermer anıt MÖ 2. yy’da yapılmış.



Atina’da görülmesi gereken bir diğer tarihi mekan Ancient Agora. MÖ 600’lü yıllarda pazar meydanı olarak kullanılıyormuş. Ayrıca burada okul, tiyatro ve hapishane de bulunuyormuş. Hatta Sokrates’in burada hapis yattığı söyleniyor. Bu tarihi mekanı gezmek için zaman ayırın ve tadını çıkarın.

Ve tabii Acropolis… Şehirde kafanızı kaldırın tepede bir yer göreceksiniz, işte orası Acropolis. Çıkışı biraz zor olabilir, hele yazın güneş tepedeyse biraz daha fazla yorucu olabiliyor. Ama kesinlikle değer… Görülmesi gereken eserler; Parthenon, Theatre of Herodes Atticus, Temple of Athena Nike ve Porch of the Caryatids. Çok turistik bir yer olduğu için kalabalık bir grup halinde geziyor olacağınız kesin. Komşularımız bu kalabalıkta sorun yaşanmaması adına mantıklı bir şey yaparak, geri dönüşleri merdivenin sağından, çıkışları ise merdivenin solundan şeklinde ayarlamışlar. Siz siz olun “Ben Türk’üm, ne bekliycem bunları. Hemen şuradan iniveririm” deyip soldan inmeye kalkmayın. Allah muhafaza merdivenlerden kayıp 10 basamak aşağıya düşersiniz. 20 tane turist başınıza toplanıp “Are you Ok?” diyip size su vermeye çalışırken rezil olduğunuza mı, bacağınızın acısına mı yanacağınızı şaşırırsınız. 🙂 Neymiş efendim Türk de olsak kurallara uyalım, kaşınmayalım :))

 

 

 


Ve gelelim Plaka’ya… Şehrin kalbi burası (tabii turistler için). Sokaklarda bir çok restaurant (taverna) bulunuyor. Biz bir çok akşam burada yedik. Bir çok restaurant’ın dışarıda masaları bulunuyor, güzel hava, ouzo (rakı), güzel müzikler ve sıcak insanlar eşliğinde yemek yiyorsunuz. Tabii burada yemek derken ilk akla gelenler yine deniz ürünleri ve zeytinyağlılar. (Yemeklere ayrıca yine değineceğim için şimdilik burada kesiyorum.)


Atina’ya gitmişken Pire limanını da görmenizi öneririz. Metro ile merkezden Pire’ye gidebiliyorsunuz. Metrodan indiğiniz yerden yaklaşık 15-20 dk yürüme mesafesinde (taksiye bilinebilir) Pasalimani denilen bir liman bulunuyor. Bu liman eskiden Osmanlı gemilerin durduğu yermiş. Bu limanda yan yana bir sürü balık restaurant’ı bulunuyor. Burada balık, ouzo önerilir. Biz Pire’den yürümeye başlamış git git ulaşamayınca yanlış yolda olduğumuza kanaat getirmiştik ki yardımsever bir komşu bizi balıkçılara kadar araba ile götürdü. (Yani Türkiye’de düşündüğümüz tüm Yunanlı’lar bize düşman değil (aşırıları vardır tabiki ama bize denk gelmedi), bize karşı her karşılaştığımız Yunanlı oldukça sıcakkanlı ve sevecen bir şekilde yaklaştı.)



Atina’nın bir diğer güzel yanı şehre çok yakın bir yerden denize girme lüksü… Syntagma’dan tramway ile Glyfada denilen yere giderseniz, denize girilebilecek bir çok güzel plaja ulaşabilirsiniz. Glyfada’da tramway ile giderken sahil boyunca ilerliyor olacaksınız, yol boyunca sıralı bir çok beach var. Gözünüze kestirdiğiniz bir tanesine girin ve tadını çıkarın. Tabii Atina’da metroda deniz kıyafeti ile olmanız kimseye tuhaf gelmiyor. Onlar için tramway ile denize gitmek veya denizden dönmek gayet normal bir aktivite…

Bu arada Yunan’lar Türk olduğumuzu öğrenince önce “Komşi” diyorlar ardından da “Baklavacioglu” diye Yabanci Damat dizisinden bahsediyorlardı. Dizi orada da baya sevilmiş anlaşılan….

Yiyecek – İçecek
Atina’da bulacağınız şeyler aslında Türkiye’de Ege sahillerinde bulacaklarınız ile aynı. Ama oraya gitmişken orada yemekte de fayda var tabii.

Öncelikle deniz ürünü yiyin, hem ucuz, hem taze… Izgara ahtapot, ızgara kalamar denenmesi gerekenlerden. Mezeler bizdekiler ile aynı, yemeklerin isimleri bile o kadar benziyor ki bir çoğunun ne olduğunu sormanıza gerek kalmıyor (musakka, pilaki vs gibi). Omonia’da Andreas isimli balıkçıya gitmenizi öneririz, turistik bir yer değil ve yemekleri çok lezzetli. Özellikle ahtapot yemenizi öneririz. Adresi: Themistokleous 18 (inşallah değişmemiştir)

Plaka’da gyros (döner) yiyin. Bizim dönerin aynısı ama içine katı cacık gibi bir şey sürüyorlar, güzel oluyor. (bu arada cacık da tzatziki ). Plaka’da döner alacağınız fast food restaurantlarında bile Greek Salat bulabilirsiniz. Bildiğiniz salatanın üzerine Feta peyniri (beyaz peynir) ve zeytin koyuyorlar. Bol peynirli salata sevenler için güzel bir seçenek. Ayrıca bol bol zeytin / zeytinyağlı yiyeceksiniz. Zeytin olarak özellikle kalamata zeytini çok lezzetli.

 

 


Ouzo için, rakıya çok benziyor ama denemeden dönmemek lazım. Yunanlar Türk kahvesini Yunan kahvesi olarak sunuyorlar. Biz alışıp Yunan kahvesi diye istemeye başlamıştık ki Pasalimanı’ndaki balıkçıdan Yunan kahvesi isteyince bize “Türk kahvesi mi?” diye sorma ihtiyacı hissetti – enteresan 🙂 Baklavayı da Yunan tatlısı olarak tanıtıyorlar. Zeytinyağlı ve kahve çok tuhaf gelmedi de baklava biraz daha Doğu işi gibi geliyor aslında… Bu arada bu Yunan-Türk olayı o kadar ileri ki en son hava limanında Greek delight (lokum) bile gördük :)) Bir de unutmadan Plaka’da “Famous Greek Iskender” (Meshur Yunan Iskender’i) yazısı da gördük, o da bombalardandi :)) Yakın kültürler, yakın geçmişler, normal tabii böyle olması ama bu kadar da abartmamak lazım sanki :))

Velhasıl biz Atina’yı sevdik, siz de gidin siz de seversiniz… 🙂

Bu gezinin magneti şöyle;

Related Images

Leave a Comment